Sivas Katliami

Sivas Katliami (Aleviyol arastirmasi)

1. Tarihsel Giris
sivas sehitleri Sivas, Yozgat, Çorum, Amasya, Tokat, Erzincan ve Tunceli’nin olusturdugu cografi kusakta
(Yerlesik birimde) yerlesik halkin siyasal ve inançsal yapisi çesitlilik gösterir. Bu cografi bölgede, Alevi (Kizilbas), Sünni, Ermeni, Kürt, Türkmen, Zaza gibi etnik ya da inançsal topluluklar iç içe yasamaktadirlar. Bu topluluklar, kimi zaman birbirlerine karsi üstünlük elde etme kavgalarina girismis, kimi zaman da Selçuklu ve Osmanlilarin baskisina, sömürü ve asimilasyon uygulamalarina karsi ortaklasa (Nurali 1517, Seyh Celâl 1518, Zünnû 1525, Kalender Çelebi 1526) baskaldirmislardir. Baskaldiranlar, egemen otoritenin düzenli ordusu karsisinda her zaman yenilgiye ugramis ve onbinlerce cani kurban vermislerdir. tarafindan Sivas’ta asilmistir. Anadolu’nun diger bölgelerinde Osmanli yönetimine baskaldirip yenilenler de bu bölgeye ve Sivas’a siginarak canlarini kurtarmaya çalismislardir.
Timur, 1400’de Sivas’i kusattir. Uzun süre kusatma altinda kalan Sivas Kalesi’nin Komutani Mustafa Bey, kaleyi teslim etmek için, Sivas halkina ve askerlerine dokunulmama kosulu ile Timur’la bir sözlesme imzalalar. Bu sözlesmede Timur, “Hiç kan dökmeyecegi” sözünü vermistir. Kale teslim edildikten sonra Timur, verdigi sözün geregi olarak kiliçla kimseyi öldürtmez ve kan da akitmaz. Ama Sivas kalesini savunan 4 bin asker ile binlerce sivili el ve ayaklarindan baglayarak kazilan çukurlara diri diri doldurur, üstünü toprakla örter. Böylece kan akitmadan 7-8 bin kisiyi yoketmis, sehri tamamen yagmalamistir, evleri yaktirmistir. Sivas’in siyasi tarihi, bu tür katliamlarla doludur. Karayazici Abdülhalim Bey 1598’de Sivas ve çevresinde Osmanli’ya baskaldirir; Sivas’in ve bölgenin yoksul halki da Karayazici’ya destek verirler. Ancak, baskaldirinin disiplini zamanla bozulur. Sivas bölgesinde yerlesik halkin ekinleri, bag ve bahçeleri, evleri ve isyerleri yagmalanir, yakilir ve insanlar öldürülür. Her seyi elinden alinan halk, yoksullasir, kirlarda otlamaya çikar. Emperyalist ülkeler, Anadolu’yu isgal ederek aralarinda bölüsmeye kalkisirlar. Anadolu halki, emperyalist isgale karsi, bölgesel direnise geçer. Direnis güçlerinin birlesmesini saglamak amaciyla Mustafa Kemal Samsun’a çikar, oradan Sivas’a gelir. Mustafa Kemal, Anadolu’nun etkin kisilerinin katilimiyla Sivas Kongresini organize eder (04.09.1919). Böylece Anadolu’nun Kurtulus Savasinin temeli Sivas’ta atilmis olur. Bu sirada Sivas’ta etkin olan tarikat seyhi Recep (1919), siyasal Islâmi amaçli bir ayaklanma baslatir. Ayaklanma sirasinda Sivas’ta birçok ev ve isyeri yagmalanir ve yakilir. Ayaklanma amacina ulasmadan bastirilir. 1921‘de “Koçgiri” ayaklanmasi baslatildi. Yazili kaynaklara göre, Koçgiri ayaklanmasi “Kürt ulusal” amaçlidir. Ayaklanmayi bastirmak üzere Nurettin Pasa görevlendirilmistir. Ayrica bir çete reisi olan Laz Osman (Topal Osman) da çetesiyle birlikte Sivas’a gönderilir. Topal Osman’in hem Alevi, hem Kürt düsmani oldugu halkin sözlü öykülerinden aktarilmaktadir. Koçgiri Asireti’ne bagli onlarca köy yagmalanarak yakilir, binlerce insan öldürülür. Kadin ve kizlara tecavüz edilir. Koçgiri köylerine ve halkina yapilan bu zulüm Millet Meclisi’nde sert elestiri ve tartismalara neden olmustur. Sivas’in merkezinde yerlesik halkin büyük çogunlugu Sünni, kirsal kesimde (köylerde) yerlesik olanlarin çogunlugu da Alevi inançlidir. 1950’ye kadar komsuluk iliskilerine özen gösterilmis, her iki topluluk arasinda mezhep çatismasi yasanmamistir. 1950’den sonra Sivas kent merkezinde ticaretle ugrasanlarin çogunlugu Izmir, Istanbul, Adana, Mersin, Ankara gibi kentlere göçtü. Sivas’in kirsal kesiminde de büyük bir göç baslamistir. Göçün büyük bölümü, Izmir, Istanbul, Ankara, Adana, Mersin’e; bir bölümü de Sivas merkezinedir. Siyasal Islâmcilar ve tarikatlar devreye girerek köylerden Sivas’a göçen insanlari ideolojik etki altina almaya ve yönlendirmeye çalistilar. Böylece Sivas Il merkezinde Alevi-Sünni ayrisimi körüklendi. Alevi-Sünni ayrisimi siyasal alanda da yasandi. Aleviler, DP’nin özgürlük söylemlerine inanarak 1950-1960 döneminde yapilan milletvekili seçimlerinde oylariyla DP’ye destek verdiler. DP, tarikatlara ve siyasal Islâmcilara destek vererek örgütlenmeye yöneldi. Bunun üzerine Aleviler, bu kez oy desteklerini CHP’ye yönelttiler. Sünni inançli toplumun büyük çogunlugu da DP’ye, daha sonra MSP veya MHP’ye yöneldi. Böylece mezhepsel ayrisim giderek belirginlesiyordu. Bu ayrisimin yarattigi ortamdan yararlanan sag ve sol gruplarin etkisiyle çatismalar boyut kazanmaya basladi. Sivas’ta 4 Eylül 1978’de meydana gelen saldiri ve katliam bu ayrisimin ürünüdür. 2 Temmuz 1993’deki katliam ise, devletin destegiyle kurulan ve güçlendirilen irkçi-seriatçi örgütlerin güç denemesi niteligindedir. Bu saldirilarin temelinde elbette sinifsal ayrim ve çeliskiler yatmaktadir. Bu tür saldirilar ve katliamlarla ilgili olarak, Zeki COSKUN’un Ibrahim ASLANOGLU’ndan yaptigi bir aktarma oldukça açiklayicidir: “... Çogu ne hükümete karsi idi, ne agaya veya zorbaya... önlerine kim gelirse onun emrine girerlerdi. Yegane amaçlari vurup kirmak, ne buldularsa yagma edip biraz dünyalik kazanmakti. Isyan bayragini çeken ister bölükbasi olsun, ister bey, ister pasa, onlar için farketmezdi. Yeter ki birisi önüne düssün...” 1 Sivas’ta yasanan saldiri ve katliamlarda da din, iman, komsuluk, insanlik düsünülmemis, öncülük edenlerin kimliginin ve amacinin ne olduguna bakilmamistir.


2. 4 Eylül 1978 Sivas Olayi
4 Eylül 1978 Sivas olayi ve katliamiyla ilgili olarak, Sivas’ta kurulu bulunan 14 Demokratik Kitle Örgütü ortaklasa hazirladiklari bir raporu Cumhurbaskanina, Basbakana, Içisleri Bakanina, Sivas Valiligine sunmuslardir. Söz konusu raporun birer örnegi basin organlarina da gönderilmistir. Demokratik Kitle Örgütlerinin hazirladigi rapor, oldukça ayrintili ve belgelidir. Biz, bu raporu oldugu gibi sunacagiz. Sonra basinin haberlerini ekleyecegiz. Basliklari biz koyduk.

a) Kitle Örgütlerinin Raporu
TÖB-DER Sivas Sb. - Genel-Is Sivas Sb. - Dev Maden-Sen Sivas Sb. - TÜTED Sivas Sb. - TMMOB - TÜM-DER - Tek-Ges-Is Sivas Sb. - SYÖD - Sivas DEV-GENÇ - Köy Koop - Alibaba Der - Halk-Der - Yüceyurt-Der - Si-Der. 1 (Ilke Dergisi, Sayi:58, Ekim 1978)


Olaylarin perde arkasi
sivas katliami Sivas olaylarinin gerçek yönü neydi? Kamuya ne yansitildi? Bugüne degin yapilan açiklamalar tek yönlü olmustur. Bir halk deyiminde "Kimi yapar, kimi çeker" denir. Sivas olaylari da öyle oldu. Evleri, isyerleri yakilan, yikilan, talan edilen, saldiriya ugrayanlar aniden suçlu oldular, gözaltina alinarak günlerce iskence gördüler ve arkasindan da tutuklandilar. Bunlar yetmiyormus gibi, kamuya, ters ve yanlis bilgiler verildi. Öylesine oyunlar dönüyordu ki iktidar dahil herkes, "Allah belalarini versin" diyerek tezgahlanan oyun ve oyuncular karsisindaki güçsüzlüklerini belirtiyorlardi. Demek ki bu olaylarin yönlendiricileri öylesine güçlüydüler ki boyutlari iktidari asiyordu. Bu nedenle gerçek suçlular yerine magdur olanlar ve suçsuzlar suçlu gösterildi. Bizzat olaylari yasayan, görenler olarak; olup bitenler karsisinda utanç duyarak bu açiklamayi yapiyoruz:
Sivas olaylarinin kökeni elbette ki birkaç günlük veya aylik bir çatismanin kiskirtmanin sonucuna dayanmamaktadir. Bu olay yillardan beri ülkemizin her ilinde meydana gelen saldirilardan ve katliamlardan soyutlanamaz. 1961 Anayasasi, bazi demokratik hak ve özgürlükler getirmisti. Bu özgürlüklerden yararlanan isçiler, köylüler ve tüm emekçiler uyanmaya, insanca yasama kosullarini ögrenmeye ve aramaya basladilar. Kendi sömürü ve egemenliklerini sürdürmeye çalisan güçler de uyanan emekçi sinif ve tabakalari sindirmek, baski altinda tutmak için yeni yöntemlere basvurdular. Sömürü ve baskida engin deneyleri olan ABD'den Baris Gönüllüleri adi altinda uzmanlar getirildi ve ülkemiz adim adim gezdirildi. Bu uzmanlar, ülkedeki etnik gruplari, mezhepleri ve ayricaliklarini saptayarak raporlar düzenlediler. Ülkemizdeki egemen güçler, sömürücü kesimler, bu raporlar dogrultusunda çalismalarla çeliskileri körüklemeye basladilar. Yine ayni dogrultuda siyasi partiler kurdular. Bu partilerin denetiminde çesitli örgüt ve dernekler kurdurarak bölücü ve tahrik edici çalismalarini hizlandirdilar. Iste Sivas olaylari bu zincirin bir halkasidir. Bugüne degin yapilan bölücü kiskirtmalarin sonucu olarak dogmustur. Olaylarin birkaç ay öncesine bakildiginda yöneticilerinin ve oyuncularinin kimler oldugu ve nasil hazirlandigi anlasilacaktir. a) Sivas'in Divrigi Ilçesi'nde Aleviler çogunluktadir. Burada Türkiye Demir-Çelik Isletlemeleri Genel Müdürlügü'ne bagli Çürek, Divpalet Maden Tesisleri bulunmaktadir. MC döneminde bu isyerlerine çok sayida fasist militan, isçi adiyla alindi. Görevleri sadece yörede Alevi-Sünni çeliskileri yaratmakti. Halka saldiriyorlar, cami bahçelerine patlayici maddeler atarak halki tahrike çalisiyorlardi. Halk, Divrigi'de bu oyunlara gelmedi. Imranli Ilçesi'nde de ayni oyunlari sergilediler, evler ve isyerleri tahrip edildi, insanlar yaralandi.
b) Ilçelerdeki bu oyunlari fiyaskoyla sonuçlaninca, bu kez oyunlarini Sivas Il Merkezi'ne kaydirmaya çalistilar. Bu çalismalari bazi örneklerle açiklayalim:
1) 11 Agustos 1978 tarihli Hakikat Gazetesi'nde "Bize Göre" sütununda "Ihtilal Basladiktan Sonra" basligi altinda söyle deniliyor: "Gidis budur; Türkiye sartlari içinde ekonomik, sosyal, kültürel ve ideolojik olusumlarla bir bolsevik ihtilaline süratle ve basari içinde gidilmektedir. Bülent Bey de bir kalkan ve alet olarak kullanilmak istenmekte ve kullanilmaktadir." 2) 25 Agustos 1978 tarihli Hakikat Gazetesi "Yarinlar Kimin" sütununda "Masumlarmis" baslikli yazi: ".... Müslüman hemserilerimiz camiide namaz kilarken Allaha küfretmek gafletini gösterenler, Müslümanlar camilerden çikarken üzerlerine kursun yagdiranlar..... Dükkanlari basip haraç istercesine bilmem ne DER'e para topluyorlar." 3) 1. 9. 1978 tarihli Yeniden Dogus Dergisinin 7. sayfasinda "Kurtulus Yakindir" basligi altinda sunlar yazilmistir: "Fertler olarak kendimizi Islama uydurmak ve Müslüman olmak zorundayiz. Yanlislara mahal olmasin, kendimizi yeni bastan siraya çekip eksikliklerimizi tamamlamak, düzenin bize yamadigi Islamdan olmayan taraflarimizi müsamahasiz ve tavizsiz kesip atmak zorundayiz... Kurtulusumuz yakindir." 4) Sivas Egitim Enstitüsü, MC döneminde komandolarin "egitim" ve saldiri karargahi olmustu. Nasil ki Amerikan üslerine Türk kumandanlari giremiyorlarsa, bu egitim enstitülerine de hiçbir güvenlik kuvveti veya devlet yetkilisi giremiyordu. Girenler ise önceden haber verilerek ve onlarin izni alinarak giriyorlardi. Iktidar degisikligi ile okul yönetimi demokratlastirildigindan dolayidir ki bu fasistler, mevzilerini kaybettiklerini bilerek saldirilarini daha da arttirdilar. Her gün sokaklarda olaylar çikartiyorlar ve adam yaraliyorlardi. 5) Egitim Enstitüsü'nde okuyan bir komandonun arkadasina yazdigi mektup: "Metin kardesim; bu mektubu Sivas'taki olaylardan önce yazdim sonra atiyorum. Bizden bes yarali var. Biz TÖB-DER'e Allah Allah diye saldirirken POL-DER'li polisler üzerimize ates açti, komünistleri hiç kovalamadilar. Ama biz onlari yine de TÖB-DER'e soktuk. CHP binasini, Muslular Kitabevi'ni çesitli solcu kuruluslari tahrip ettik. Simdilik bu kadar. Sabahleyin postahanede bu notu yazdim. Kardesin Remzi Ibicek." 6) Ögretmen Erol Arabaci, okuldan evine yeni dönmüstür, evinin zili çalinir, kapiyi açtiginda üç kisinin silahli saldirisina ugrar, kafasindan ve vücudunun çesitli yerlerinden agir yaralanir. Saldirganlardan birini tanir ve o lütfen yakalanir. Diger ikisi daha ortalarda yoktur, bulunamaktadir. 7) Egitim Enstitüsü ögretmeni Yunus Yildirim okuldan evine oglu Osman'la birlikte dönerken yolda bes kisinin silahli saldirisina ugrar. Ondört tane kursun sikilir, baba ve oglu agir yaralanir. Saldirganlardan ikisini tanirlar, bunlar da lütfen yakalanirlar. Diger üç suç ortagi ortalarda halen yoklar. Kimbilir hangi saldirinin içindedirler? 8) Ögretmen Seydullah Inangür'ün evine iki defa patlayici madde atilarak tahrip edildi.
9) Altintabak Mahallesi'ndeki Kartal Kiraathanesi'ni kursunladilar.
10) Alibaba Mahallesi'ne gitmekte olan bir grubun üzerine yaylim atesi açiliyor. Biri isçi olmak üzere 4 yurttas yaralaniyor.
Bu kiskirtmalar ve saldirilarin kimlerce, niçin yapildigini iyi bilen Sivas'lilar bu oyunlara gelmediler. Ama kiskirtmalar ve saldirilar durmuyordu. Çünkü emniyet görevlileri ve üst düzeydeki yöneticiler saldirganlari koruyor ve destekliyorlardi. Her an dogmasi muhtemel olan olaylarin önlenmesi için Sivas milletvekilleri çagrilarak ildeki gerginlik onlara anlatildi ve durumun ilgili sorumlulara iletilmesi ve uyarilmasi istenildi. Ayrica sorun il sorumlularina da iletiliyordu. Önlem alinamadi veya alinmak istenilmedi. Nihayet Ramazan ayi geldi, bu ay istismarin en çok olabilecegi bir aydi. Ramazan ayi içerisinde öylesine yalanlar uyduruluyordu ki, "Aleviler-Komünistler camileri bombalayacaklar, cami vaizini dövdüler. Oruç tutan yurttaslara saldirdilar.." gibi asli ve astari olmayan yalanlar uydurularak her tarafa yayiyorlardi. Öyle bir noktaya gelindi ki halk, bu saldirganlarin olmayan sabotajlarina karsi kendi camilerini beklemek zorunda kaldilar. Nihayet ramazanin sonuna gelinmisti ki saldirgan fasistler bir bildiri ile halki adeta savasa çagirdilar. Bildiride söyle denilmektedir: "Aziz hemserilerimiz, eceli gelen köpek cami duvarina pisler atasözü tecelli etmektedir. En son çare olarak camiilerimize saldirmayi, mübarek ramazan ayinda yüzümüze sigara üflemeye kadar cüret etmislerdir. Fakat ülkücü Türk gençliginden daima hak ettikleri cevabi almislardir. Ülkücü gençlik olaylari yakindan takip etmekte ve her an uyanik bulunmaktadir. Ancak Vatan müdafaasi sadece gençlere terk edilemez. 'Ben de bu vatanin evladiyim' diyen herkes vazifesini yerine getirmeli ve mücadeleye destek olmalidir..." Olaylar Basliyor
1- 4. 9. 1978 günü, saat 10.00 siralarinda Alibaba Mahallesi'nde halk, pazar yerinde bayram alisverisi yapmaktadir. Bu siralarda mahallenin üst kesiminde bulunan Çukurtarla Semti'nde patlayici bir madde atiliyor ve yoldan geçen yurttaslara saldiriliyor. Önceden hazirlanan plan geregince ayni anda fasist bir grup da Alibaba pazar yerindeki halka silahla saldirarak "Ey Müslümanlar ne duruyorsunuz, Aleviler, komünistler namazdan çikan Müslümanlara saldirdi, Müslümanlar katledildi" diyerek saldirilarini ve tahriklerini sürdürürler. Bu sirada yasli bir kadin saldirganin açtigi ates sonucu öldürüldü. Birçok kisi yaralandi. Pazar yerindeki tüm esyalar, araçlar talan ve tahrip edildi. Kalabalik giderek büyüyor, mahalle aralarina dalarak evleri yakma, yikma girisimlerini yogunlastiriyorlardi. Olay giderek büyüyor ve tüm bölgeye yayiliyordu. Kadinlar, çocuklar ve yaslilar panik içerisinde sikilan kursunlar altinda nereye siginacaklarini sasirmis, var güçleri ile bagirarak imdat istiyorlardi. Mahalle bir savas alanina dönmüstü. 2- Ayni anda Inönü ve Yigitler Mahallesi'nde de önceden hazirlanan ve oralarda görevlendirilen fasistler ayni sloganlarla bir yandan halki tahrik ediyorlar, diger yandan evleri yakma, yikma ve talan etmeyi sürdürüyorlardi. Habersiz bir baskina ugrayan mahalle halki, ne yapacaklarini sasirmis bir durumda sadece imdat istiyorlardi. Yüzlerce ev, isyeri yakilmis yikilmis ve çok sayida insan yaralanmisti. 3- Diger mahallelerde de taksilerle ellerinde megafonla dolasarak "Ey Müslümanlar camiyi Aleviler bombaladi. 300 dindasimiz katledildi, ne duruyorsunuz. Gün cihat günüdür" seklinde duyurularla halki ayaklanmaya çagiriyorlardi. Fasist hazir güçlerin denetimindeki saldiri ve talan kisa sürede tüm mahallelere ve sehir içine yayildi. 4- Bir kol sehir içerisine yayilmisti. Önceden listelenen ev ve isyerleri tahrikçilerce gözü dönmüs gruba gösteriliyor, orasi talancilar tarafindan hemen yikilip yakiliyordu. Ilk tespitlere göre bu sekilde bine yakin isyeri tahrip ve talana ugramistir. Bu sirada Belediyenin tanzim satis magazasi da tamamen talan edilmistir. Saldirganlar, istasyonda da saldirilarina devam etmislerdir. CHP'ye ait bir bina, belediye binasi ve Vali Konagi da saldiriya ugramis ve büyük hasar görmüslerdir. Vali, kendinin ve çocuklarinin canini kurtarmayi askeri birliklere siginmakta buldu. Ama halkin mali ve cani fasist saldirganlarin insafina birakildi. 5- Saldirganlarin bir kolu Yüceyurt Mahallasi'ne dogru yönelerek önüne gelen her evi ve isyerini yakip yikiyor ve talan ediyordu. Kaçmayi basaramayan yasli kadin ve çocuklar yerlerde sürükleniyor, saldiriya ugruyorlardi. Bu sirada saldirganlardan bir grup da mahallenin camiisine ve caminin bitisigindeki Cami Onarma ve Güzellestirme Dernegi'ne saldirarak tahrip ettiler. Cami bahçesinde de halkin üzerine yaylim atesi açtilar. Bu saldiri olaylarini yasayan Cami Dernegi Baskani ve Yönetim Kurulu üyeleri basina su açiklamayi yaptilar: "4. 9. 1978 Pazar günü, saat: 16.30 siralarinda bir grup fasist saldirgan mahallemize gelerek birçok ev ve isyerlerinin yani sira Yüceyurt Mahallesi Cami Onarma ve Güzellestirme Dernegi'ni de tahrip ederek yagmalamislardir..." Keza olay esnasinda saldirganlardan birkaçi bakkalda bulunan küçük bir kizin elbisesini yirtarak ona tecavüz etmek istemisler, ancak bir yaslinin müdahalesi ile amaçlarina ulasamamislardir. Olayin birinci günü, 6 ölü, yüzlerce yarali ve 1000'e yakin isyerinin tahribi, talani ve çok sayida evin de yakilip yikilmasiyla sonuçlanir. Birinci gün olaylarinin nasil tezgahlandigini Sivas'ta çikmakta olan ve sagcilarin yayin organi Hakikat Gazetesi, 7 Eylül 1978 tarihli nüshasinda; "Alibaba'daki olayda hizlarini alamayanlar, sehir merkezine inmisler ve sloganlar atarak Müslümanlari dini kurtarmaya çagirmislardir. Bir anda tahrikler nedeniyle çocuk yastakiler ve ihtiyarlarin da katildigi grup tarafindan Kepenek ve Atatürk Caddesi'nde Kepçeli mevkiindeki bazi isyerleri yakilmaya ve tahrip edilmeye baslanildi... Alibaba Mahallesi'ndeki bir camide ikindi namazi kilan 300 kisinin bir sol grup ve Aleviler tarafindan toptan öldürüldükleri ve caminin havaya uçuruldugu söylentileri üzerine bu semtte kontrol altina alinan olaylar bir anda yeniden baslamistir." Bu sagci gazetenin haberinde bile halkin nasil tahrik edildigi açikça görülmektedir.

Olayin Ikinci Günü
sivas katliami Olayin birinci günü sona ererken fasist güçlerin görevlileri, yaptiklari anonslarla, "Her mahallenin kendi kitapliginda toplanarak olaylarin degerlendirmesi"nin yapilmasini istiyorlardi. Bu kitapliklar, Ülkücü Gençlik ve Ülkü Ocaklari'nin mahallelerdeki üsleridir. Aksam buralarda toplanilir, ertesi günkü saldiri plani ve yerleri katilanlara duyurulur, dagilmamalari saglanilmaya çalisilir. Bayram namazinda okunmak üzere hazirladiklari bildiriyi, "Tahrik ve isyani amaç güttügü nedeniyle okumayacagini" belirten müftü saldiriya ugrar. Bayram sabahi (4. 9. 1978) fasist militanlar cami önlerine giderek namazdan çikan halki olaylara katmak için tahrik ediyor ve baski yapiyorlardi. Çayyurt Mahallesine Saldiri
Hazirlanan fasist grup Çayyurt Mahallesi'ne saldirarak oradaki tüm ilericilerin evlerine girmek suretiyle ev esyalarini disari çikariyor ve yakiyorlardi. Kadinlari, çocuklari, yaslilari dövüyorlardi. Bayram Yemeklerine Pisleniyor
Yörenin törelerine göre bayram günleri konuklarina ikram edilmek üzere çesitli yemekler hazirlanir. Saldirganlar bayram hazirligi için yapilan yemeklerin içine pislerler ve "Buyrun birbirinize ikram edin" diyerek bu marifetlerini kalabaliga duyururlar. Hayvanlara Saldiriyorlar
Bu mahallede saldirdiklari evlerin esyalari yani sira hayvanlara da saldiriyorlardi. Halil Butul'un evindeki inegin kuyrugu kesiliyor ve havada sallandirilarak Hitlervari gösteri yapiyordu. Ve ayni adamin at arabasi tahrip ediliyor ve atlarin kiçina kazik çakilarak öldürülüyor. Ayni mahallede 60 yaslarindaki Arzu Erciyes linç edilmeye çalisilir. Arzu Ana, feryatlar içerisinde yalvarir. Tekmeler, coplar sirtina inip kalkar. Annesini kurtarmaya çalisan kizi Fadime de bagirip çagirmaktadir. Bu kez kizin üzerine saldirarak tüm elbiselerini yirtiyorlar ve el parmaklarini kiriyorlar. Simdi eli alçida. Ambargo
Fasistler, bu mahalledeki ilericilere ekmek ve yiyecek verilmemesi için karar aliyorlar ve uyguluyorlardi. Bu mahallede saldiriya ugrayan sol görüslüler zorunlu ihtiyaçlarini iki kilometre uzaktan zorluk ve perisanlik içerisinde saglanmaktadir. Dedebali ve Gülyurt Mahalleleri
Ayni gün saldirganlardan bir grup bu mahallelere giderek saldirilarini sürdürürler, evleri yikar ve yakarlar. Halki yaylim atesine tutarlar. Olaylar, bir kisinin ölümü ve çogunun yaralanmasi ile sonuçlanir. Ikinci günün olaylari da yüzlerce kisinin yaralanmasi, birçok evin yakilmasi ile sonuçlanir. Demokratik Kitle Örgütleri Kapatildi
Saldiriya ugrayan dernekler (TÖB-DER, TÜTED, TÜM-DER, Sivas Dev-Genç, SYÖÖ ve diger kuruluslar) güvenlik gerekçesiyle kapatilirlar. Buna karsin saldirilarin asil kaynagi oldugu tüm Sivaslilarca bilinen fasist örgütlerin yan kurulus ve lokalleri su veya bu gerekçe ile açik tutulmaktadir. Örnegin Ülkü Ocaklari lokali pastahane olarak açik tutulmaktadir. Burada yeni saldiri hazirliklari yapilmaktadir. Güvenlik Kuvvetlerinin Tutumu
Güvenlik kuvvetlerinin bir kismi o gün sivil elbiseleri ile saldirganlarin içinde idi. Bir kismi da saldirganlara bir sey olmasin diye onlari koruma görevi yapiyorlardi. Her ne hikmetse saldiri anlarinda yörenin üst düzeydeki yetkilileri ya izinli, ya da baska yerlerde oluyorlar. Iste Sivas olaylarinda da öyle olmustur. O gün ilde hiçbir sorumlu bulunamiyordu. Yurttaslar öldürülüyor, yaralaniyor, saldiriya ugruyor, isyerleri ve evleri yikiliyor, yakiliyor, talan ediliyor buna karsin engelleyici hiçbir önlem alinmiyordu. Olayin baslamasindan 5-6 saat sonra güvenlik kuvvetleri, enkazlari güvence altina almak üzere duruma hakim oluyorlardi. Suçlular ortalarda yoktu, her yerde oldugu gibi evi, isyerleri yikilan yakilan talan edilen ve saldiriya ugrayan yurttaslar gözaltina aliniyorlardi. Küfürler, tehditler, iskenceler ve tutuklamalar birbirini izledi. Suçlu arama bahanesiyle tüm ilerici ve demokratlarin evleri didik didik aranir. Örnegin, Onkardesler Apartmani. Bu apartman üç bloktan olusmakta ve içinde 20 kadar daire bulunmaktadir. Bu dairelerde sol görüslü yurttaslar oturmaktadir. Bu evler didik didik aranir. Esyalar dagitilir, evde ne kadar kitap, gazete, dergi varsa alinip götürülür. Ayni apartman çevresinde yüzlerce ev bulunmaktadir. Bunlarin hiçbiri aranilmadigi gibi aranilan evlerde sanki suç unsuru olabilecek bir sey bulunmus süsü verilerek evi aranmayan kisiler tahrik edilmeye çalisildi. Alibaba mahallesinde ve diger mahallelerde evi yakilan, yikilan, talan edilenlerin evleri öylesine aranildi ki, esyalar sokaklara atiliyor, parçalaniyor ve kiriliyordu. Sanki orasi bir savas alani ve oranin sakinleri esir insanlardi. Ayrica olaylari kamuoyuna ve basina da çarpitarak veriyorlardi. Deniliyordu ki; "Aleviler ve solcular Alibaba Camiinden çikanlara saldirdiklari için olaylar basladi". Oysa saldiri saat 10.00 siralarinda Çukurtarla Semti ve pazar yerinde baslatilmistir. Bu saat namaz saati degildir ve keza camiye de çok uzaktir. Yine deniliyordu ki; "Çatisma çocuk kavgasi yüzünden çikti." Bunlar hangi çocuklarmis? Sonra bir mahallenin çocuk kavgasi ne diye tüm ilin mahalle ve sokaklarina yayilsin? Eger çocuk kavgasi yüzünden ve aniden çikan bir saldiri ise A mahallesindeki adamlar B mahallesindeki solcularin ev ve isyerlerini nereden ve nasil biliyorlardi ve sadece oraya saldirarak yakiyor, yikiyor ve talan ediyorlardi?... Gerçekte saldiri çok öncelerden planli olarak hazirlanmis, hedef ev ve isyerlerinin listeleri tutulmus ve bu listeler fasist militanlarin ellerine verilmistir. Sivas'taki bu olay, 4 ana amaca yönelliktir:
1- Alevi-Sünni çeliskisi dogurarak tüm emekçileri birbirine karsi getirmek.
2- Mevcut iktidari yipratarak düsürmek.
3- CHP'nin Türkiye'deki olaylarin tertipçisi oldugunu kanitlamak.
4- Olaylardan yararlanilarak tüm devrimcileri suçlu gösterip cezalandirmak.
Egemen güçler siyasi iktidarin hosgörüsünden ve göz yummasindan yararlanarak bu amaçlarina kismen ulasmislardir. Söyle:
1- Alevi-Sünni çeliskisi yaratma amacina ulasmada belki fazla basari elde edememislerdir. Çünkü olaylari iyi degerlendiren Alevi ve Sünni yurttaslar bu oyunun farkina varmislar ve oyuna gelmemislerdir. 2- Ikinci amaçlari olan mevcut iktidari yipratmakta ise hayli basari saglamislardir. Çünkü dünyada büyük yankilar yaratan Kibris Çikartmasi'ni iki saat içerisinde gerçeklestiren Türk Silahli Kuvvetleri'nin ve 12 Mart'ta zihinlerdeki en gizli örgütleri ortaya çikardigini kivançla söyleyen Emniyet Güçleri'nin gözleri önünde meydana gelen bu yagma, yikma, yakma ve adam öldürmeler saatlerce sürmüstür. Olaylar nasilsa ancak 5-6 saat sonra kontrol altina alinabilmistir. Hem de saldirganlar korunup magdurlar suçlu gösterilerek. Nitekim bazi emniyet görevlilerinin, "Umudunuz Ecevit gelsin de sizi kurtarsin" sözleri hayli etkili olmus ve yüzlerce kisi özenle camlatip odasina astigi Ecevit resimlerini evlerinden indirerek yirtip sokaklara atmistir. Halkin bu davranisi göstermis olmasi, olaylari tezgahlayanlarin hükümeti yipratmak amacinda basarili olduklarinin somut kanitidir. Keza 12 Mart dönemindeki o fasist baskilar sirasinda evler aranirken, yüzeysel de olsa bir mahkeme karari ile birlikte mahallenin muhtari ve ev sahibi de bulunurdu. Arama sirasinda suç sayilacak esya ve yayinlari alip götürüyorlardi. Bir de tutanak tutuluyordu. Oysa bu olayda hiçbir mahkeme karari alinmaksizin, yanlarina muhtar ve ev sahibini de almadan evlerin kapilari kirilarak içeri giriliyor, ev esyalari dagitiliyor, parçalaniyor, kiriyordu. Gazete, kitap, dergi, teyp, radyo gibi esyalari alip götürüyorlardi. Evi de açik birakarak gidiyorlardi. Bunu birkaç örnekle açiklayalim: Istasyon Caddesi'nde bir apartmanda oturan Yüksek Mimar Mühendis Ayse Nevin Kirteke, bayramdan önce Ankara'daki yakinlarinin yanina gider. Olaydan sonra evinin kapisi kirilir, içeri girilir. Yanlarinda hiç kimse bulunmaz. Evdeki esyalar dagitilir, yirtilir, bir kismi alinip götürülür. Bu arada fiyati oldukça yüksek olan bir altin bilezik de kaybolur. Nelerin götürüldügüne dair hiçbir tutanak da tutulmaz ve evin kapisi açik birakilir. Ev sahibi geldiginde kapinin açik oldugunu ve kapida "Bu eve emniyete haber vermeden kimse girmeyecek" yazili bir kagidin asili oldugunu görür. Oysa günlerce önce kirilan kapi o günden beri açiktir. Hirsizlarin bu emre uyup uymadigini bilemiyoruz. Avukat Haci Akyol ve Murat Genç'in müsterek oturdugu eve de ayni sekilde kapisi kirilarak girilir. Radyo, teyp ve karyolalari kirilir. Bir teyple bir fotograf makinesi ve Murat Genç'e ait 17.500 TL de kayiplara karisir. Evdeki mahkeme dosyalari, dergi, gazete, kitap, özel mektup ve resimler alinip götürülür. Bir tutanak dahi tutulmaz. Üç oto dolusu cephane ve 4 Filistinli gerilla

sivas katliami Bilindigi gibi bir olayin suçlusunu emniyet kuvvetleri yakalar. Yakalananlarin kimler olduklarini, ne suç islediklerini, üzerlerinden, evlerinden ve isyerlerinden nelerin çiktigini ancak emniyet bilir. Basina ve diger çesitli yerlere olayla ilgili gerekli açiklamayi ya savci, ya vali, ya da emniyet müdürü yapar. Her olayda normal olarak islemesi gereken bu prosedür, Sivas olaylarinda görülmemektedir. Simdi Sivas olaylari ile ilgili olarak sag basina bakalim: a) 8. 9. 1978 Tarihli Tercüman: "Sivas'ta bir CHP'li avukatla 4 Filistinli gerilla, 3 oto dolusu patlayici madde ile yakalandi... Süphe üzerine çevrilen 3 otomobilde yapilan aramada çok sayida bomba, tahrip kalibi ve dinamit bulunmustur... Murat Genç adli avukat ile isimleri açiklanmayan 4 Filistinli gerilla ve 5 ögrenci yakalanmistir..." b) 10. 9. 1978 Tarihli Milli Gazete: "Sivas'ta silah ve cephane ile yakalanan avukat ve arkadaslarinin kimlikleri belli oldu." c) Yine ayni gazetenin ayni tarihli nüshasinda, MSP'li Sivas Milletvekili Temel Karamollaoglu’nun demeci yayinlanir: “Cephanelerle yakalanip tevkif edilen bu avukat bu hükümetle Filistinliler arasinda aracilik yapmaktadir." d) MHP Genel Baskani Alpaslan Türkes, olaylardan sonra yaptigi basin toplantisinda, Sivas olaylarinin dis mihrakli oldugunu söylüyor, "CHP'li avukatla beraber 4 Filistinli gerillanin yakalanmasi, CHP'lilerin olayla iliskisinin ispatidir..." diyor. Demek ki, önceden tezgahlanip hazirlanarak sahneye konulan bu oyunun sahte belge ve bilgileri olaylardan önce bu kisilere ve yayin organlarina iletiliyordu. Olaylar gerçekten anlatildigi gibi miydi? Yoksa kamuoyunu yaniltmak için çarpitilmis miydi? Olayin gerçek yani söyle idi: Avukat Murat Genç Sivaslidir. CHP'lidir. Kendi kisisel çikarlarini en son plana atan, köylülerin, isçilerin, fakirlerin, ögrencilerin davalarina giren; dertlerine, islerine egilen bir kisidir. Bu nedenle Sivas'in tüm ilçe ve köylerince sevilen, saygi duyulan ve güvenilen bir devrimcidir. Bu yüzden o, MIT mensubu oldugu tahmin edilen bazi kisilerce, dolayli haberler gönderilerek; "Isçilerin, köylülerin, devrimcilerin, ögrencilerin davalarina bakmak sana mi kalmis. Basina gelecekleri sen düsün" seklinde tehdit ediliyordu. Keza emniyet görevlileri de, "Ah o Avukat Murat Genç bir elimize düsse..." diye açikça küfürler ediyor, tehditler gönderiyorlardi. Nihayet Sivas'taki kanli olaylar olur. Bu olay, Avukat Murat Genç'i suçlu göstermek için en büyük firsat sayilir. Ne var ki Avukat Murat Genç, olaylardan bir gün önce Malatyali olan ortagi Avukat Haci Akyol'la birlikte Malatya'ya gitmistir ve bayrami orada geçirecektir. Av. Murat Genç olayi Malatya'da aksam TV'den ögrenir ve ertesi günü (4. 9. 1978) Sivas'a hareket eder. Murat Genç'in yegeni Sivas'in Alibaba Mahellesi'nde oturmaktadir. O da bayrami köydeki dedesinin yaninda geçirmek üzere köye gider. Saldiri olaylarini radyodan duyar. "Acaba evimiz, babam, anam ve çocuklarim ne oldu" diye Sivas'a gelmek üzere köyden arkadaslari ile birlikte yola çikar, Kangal'da jandarmalarca alikonur. Bu haber Murat Genç'e iletilir. Murat Genç Malatya'dan dönerken arabasina Kazim Kirteke adinda bir tanidigi da alir. Beraberce Kangal'a dönerler. Jandarma, "Murat Genç siz misiniz?" diye sorar. Ondan evet yanitini alinca, "Vilayetten emir geldi, seni de gözaltina alacagiz" der ve onu da alirlar, arabada arama yapilir. Kazim Kirtepe'ye ait bir tabanca ve bir miktar mermi bulunur. Böylece Murat Genç, Kazim Kirteke, Hasan Genç ve Cuma Türk gözaltina alinirlar. Ayni sekilde Sivas'taki akrabalarinin durumunu ögrenmek üzere gelen baska kimseler de yolda çevrilerek gözaltina alinirlar. Olay bu. Hani üç oto dolusu silah, dinamit, tahrip kalibi, bomba... acaba bunca cephane nerede ve ne oldu? Neden adalete teslim edilmemis ve sadece Kazim Kirtepe'nin tabancasi ile mermileri teslim edilmistir. Hele o 4 Filistinli gerilla ne oldular?... Neredeler? Yoksa öldürüldüler mi? Öldürüldülerse cesetleri nerede? Öldürülmemislerse neden adalete teslim edilmemislerdir? 4 Filistinli gerilla gerçekten yok idiyse; kamuya böyle yalan ve uyduruk haberler neden verilmistir?... Av. Murat Genç ve digerleri gözleri baglanarak Sivas'a getirilir. Dev Maden-Sen Sube Baskani Mirza Arabaci, Sivas Tip Fakültesi memurlarindan Abdullah Küçükterzi ve Ibrahim Kaygusuz da gece evlerinden alinirlar. Gözleri baglanarak bilinmeyen yerlere götürülürler. Falakaya yatirilir, vücutlarina elektrik cereyani verilir. Atilan dayaktan Av. Murat Genç'in üç kaburgasi kirilir, digerleri de sedyelik olurlar... Cumhuriyet Savci Yardimcisi da iskenceciler arasindadir
Iskence sirasinda Av. Murat Genç'e yöneltilen sorularin bazilari sunlardir: "Sen niye Imranli olaylarinin davasini aldin? Divrigi'deki olaylarda Yusuf Koçkaya'nin davasini niye aldin? Isçilerin davalarini niye takip ediyorsun? TÖB-DER ve solcularin davalarina niye hep sen bakiyorsun? 1976'da Ecevit'in Sivas'a gelisinde gece çikan olaylarda Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri bile ilgilenmedikleri halde sen niye yakalananlarin davalarina baktin? Milletvekili seçimlerinde neden sol görüslü adaylarin kazanmasi için çalistin? Ülkeyi komünistlere mi teslim etmek istiyorsun?" Yine iskence sirasinda Av. Murat Genç'e, "Bak kendi elyazinla söyle bir yazi yazacaksin: 'Ben Filistinli gerillalarla isbirligi halindeyim. Düzene karsi halki ayaklandirmak için cephane ve mühimmat hazirliklari yapiyoruz. Ilk partide üç oto dolusu cephane getiriyordum ki yakalandim. Gizli örgütümüz genis çalismalar içerisindedir, yardimlari hep disaridan aliyoruz...' Bunlari genisçe yaz ve imzala. Yoksa buradan diri çikamazsin. Güvendigin Ecevit de seni kurtaramaz, belki yakinda o da senin yanina gelir ve dertlesirsiniz" gibi laflar edilerek alayli, tehditli, küfürlü ve iskenceli bir ifade alma yöntemi uygulanmistir. Iskenceler sürerken Av. Murat Genç tanidik bir ses duyar. O tanidik ses, "Bak yavrum, bu ifadeleri imzala, bana da güven" demektedir. Bu ses Cumhuriyet Savci Yardimcilarindan Ömer Erdogdu'nun sesidir. Murat Genç sesi taniyip "Savci Bey olaylari siz daha iyi biliyorsunuz" dediginde; "Ulan ne savcisi" denilerek verilen açik kapatilmaya çalisilir. Murat Genç yeniden falakaya yatirilir. O ses, yani savci yardimcisinin sesi bir daha duyulmaz olur. Dev. Maden-Sen Sube Baskani Mirza Arabaci, içinde 24 dairenin bulundugu bir apartmanda oturur. Gece evine baskin yapilir, didik didik aranir. Tüm kitaplari ayirt edilmeksizin alinip götürülür. Evde bir sey bulunmaz. Ancak yirmi dört dairenin müsterek kullandiklari bahçede bir tabancanin bulundugu bir polis memurunca söylenir. Mirza Arabaci'yi da Murat Genç'le iliskilendirerek güya gizli örgüt olusturma suçunu kabullendirme denemesine girisirler. Ve "Sen DISK'in ne oldugunu biliyor musun ki, oraya üye oldun?” gibi yüzlerce soru sorulur. "DISK burada örgütlenecek ve ileride komünist darbe yapacak" denilerek örgüt isleri üzerinde durulur. Nihayet günlerce süren iskence ve sorgular sonunda Sivas adliyesinde savcilik huzuruna çikarilirlar. "Acaba hangi savci huzuruna çikarildilar?" seklinde akliniza gelen ilk soruyu hemen yanitlayalim: Evet maalesef iskenceler sirasinda sesi Av. Murat Genç tarafindan taninan Cumhuriyet Savci Yardimcisi Ömer Erdogdu'nun huzuruna çikarildilar. Suçlu gösterilen bu kisiler henüz savcinin huzuruna çikarilmadan görevli savci yardimcisi Ömer Erdogdu basina söyle bir açiklama yapar: "Saniklar, durusmada iskence gördüklerini, kendilerinin muayeneye gönderilmelerini istemislerdir. Saniklarin hastaneye sevk istekleri kabul edilmemistir... Saniklarin belli bir örgüt üyesi olduklarina dair henüz bir kanit bulunamamistir. Saniklar, suçlarini polis ve jandarmaya itiraf etmisler, ancak durusmada kabul etmemislerdir..." (Milliyet, 10.9. 1978) Bu açiklamaya göre savci diyor ki: Hastaneye sevk istegi durusmada reddedildi. Halbuki mahkeme istegi yerinde görerek saniklari doktora sevk etmis ve saniklar iskence gördüklerine dair rapor almislardir. Yine savci Erdogdu, "Hepsi tutuklandilar" diyor. Oysa Ibrahim Kaygusuz, Nihat Gürbüz durusmada; Mirza Arabaci, Hasan Genç ve Cuma Türk de bir üst mahkemeye yapilan itiraz sonucu tahliye olmuslardir. Görülüyor ki, savci yardimcisi, bu bilgileri önceden ve daha savcilikça hazirlik tahkikati yapilmadan hazirlamis ve basina vermis. Önceden basina verilen o gizli örgütler, silahlar, bombalar, tahrip kaliplari, dinamitler ve 4 Filistinli gerilla komplolari fiyaskoyla sonuçlaninca; bu yalanciliklarini örtbas etme telasi içinde, suçlu gösterilenlere iskence zoruyla belge imzalatilmaya ugrasilmis, ayni sekilde basin da yanlis bilgilerle aldatilmaya çalisilmistir. Bir de Sivas Emniyet Müdürlügü görevini yapan zatin suçlu gösterilen ve iskenceden geçirilenlere ögüt olarak söylediklerine bakalim: "Ne olacak, beni de 27 Mayis'ta böyle yaptilar ve Yassiada'ya gönderdiler. Bu hep komünistlerin isidir. Size, onlara uymayin, dedigimizde inanmiyordunuz..." Artik bu kisilerden tarafsizlik beklenir miydi?... Onlar Sivas olaylarinda bal gibi tarafliydilar ve arzuladiklarini basardilar da? Çünkü suçlular suçsuz, suçsuzlar suçlu görüldü, kamuoyuna böyle yansitildi. Ilkokullarimizda ögrencilerimize her gün "Türküm, dogruyum" andi söyletilir. MHP Genel Baskani kendisini Türklerin savunucusu koruyucusu, saymaktadir. Bu anda göre onun önce kendi dogrulugunu ispatlamasi gerekir. Hani, "Dis mihraklar, 4 Filistinli gerilla, cephaneler", onlara ne oldu, simdi neredeler? Alpaslan Türkes, bunlari ispatlamazsa, biz de onun baskalarina söyledigi, "serefsizlik, yalancilik, iftiracilik" sözlerini kendisine iade hakkini kendimizde bulacagiz. Üzücü baska bir olay daha
Sagci teröristler, bir yanda olaylari yaratirlarken diger yanda yapilanlarin sorumlulugunu ilericilere ve özellikle de CHP'lilere yüklemeye çalismaktadir. Buna karsin CHP'li yöneticiler bunlarin her saldirisinda oyuna gelip bir adim geriye çekilerek; onlarin suçladiklari kisileri CHP'den ihraç etmeye, derneklerini kapatmaya yönelmektedirler. Hatta ayni asilsiz suçlamalara katilarak adeta onlari dogrulamaya çalismaktadir. CHP bunu yapacagina olaylarin gerçek kökenine inerek nereden kaynaklandigini, kimlerin gücü ve destegi ile yapildigini ortaya çikarmalidir. En akilci yol bu olmasi gerekir kanimizca... Sonuç
1- Sivas olaylari ne bir mezhep, ne de çocuk çatismasindan çikmistir. Bu dogrudan dogruya tüm emekçilere karsi düzenlenen ve planli bir sekilde sahneye konulan bir oyundur. Bu oyunun amaci emekçi halki sindirmek, baski altinda tutmak ve örgütlenmelerini engellemektir.
2- Sivas olaylari tamamen fasist güçlerce çikarilmistir. Belirtildigi gibi, katliam önceden planlanmis ve çevre illerden, ilçelerden fasist militanlar Sivas'a getirilmistir. Ülkücü Gençlik Dernegi Genel Baskani M. Yazicioglu'nun olaylardan bir gün önce ve olaylar sirasinda Sivas'ta bulunmasi tesadüfi degildir.
3- Tahrip edilen evler ve isyerleri seçimi tesadüf degildir. Saldirilacak yerler, önceden listelenmis ve militanlara verilmistir.
4- Güvenlik kuvvetleri, gerçek suçlular yerine evleri, isyerleri tahrip edilenleri ve olaylarla hiç ilgisi olmayan dernek ve sendika yöneticilerini gözaltina almistir. Gözaltindakilere iskence yoluyla belgeler imzalatilarak onlar, suçlu gösterilmeye çalisilmistir.
5- Sivas olaylari, basina, radyo ve televizyona çarpitilarak verilmis, böylece kamuoyu yaniltilmistir.
6- Saldiriya ugrayanlarin ve saldiri hedefinin salt bir mezhep mensuplari oldugu ve tahrip edilen evlerin, isyerlerinin salt Alevilere ait oldugu seklindeki iddia dogru degildir. Sivas'ta saldiriya salt Aleviler degil, tüm ilericiler, yurtseverler ve demokratlar ugramistir.
7- Alevi yurttaslar Sivas'i terk etmis degiller, çünkü Sivas'ta bir Alevi ve Sünni çatismasi mevcut degildir. Tüm demokratlar ve ilericiler halen güçbirligi halindedirler ve inançli olarak dimdik duruyorlar.” 2


b) Basindan Haberler

sivas katliami Tercüman (8. 9. 1978): “Sivas’ ta CHP’li bir avukat 4 Filistinli gerilla ile Egitim Enstitüsü ögrencisi Kangal Ilçesi’ne 3 otomobil dolusu patlayici madde götürürken yakalanmislardir. Dün gece süphe üzerine çevrilen üç otomobilde yapilan aramada çok sayida bomba, tahrip kalibi ve dinamit bulunmustur. Murat Genç adli avukat ile isimleri açiklanmayan 4 Filistinli gerilla ve 5 ögrenci yakalanmis, olayla ilgili sorusturma baslatilmistir...” Tercüman (8. 9. 1978): “Sivas olaylari bu hale gelinceye kadar görevliler nerede? Saatlerce gsüren yaylim atesi hangi silahla yapilmistir? Bu silahlar ne zaman nereden gelmistir? Bu gerginligin hükümet tarafindan bilinmemesi mümkün degildir. Buna ragmen niçin bir tedbir alinmamis, bunca vatandasin kani dökülünceye kadar beklenmistir. Ne pahasina olursa olsun, devleti eline geçirmeye kalkanlarin, ne pahasina olursa olsun, hükümette kalmak istemeleri ve liyakatsizliklari memleket idaresinden bihaber oluslari olup bitenlere saskin, seyirci kalmalarini saglamistir. “Bu hükümetten bir çare beklenemez. Vatandasi birbirine düsürmüslerdir....”
Tercüman (9. 9. 1978): “Türkes düzenledigi basin toplantisinda; ‘Sivas’ taki olaylarin her yönü ile içine ideolojik faaliyetlerin girdigi bir Sünni - Alevi çatismasi oldugunu... Töb-Der’li ögretmenlerin olaylari körükledigini, Pol-der’li polislerin ise vatandasin üzerine ates ettigini... Saldirida ölen 9 kisinin Sünni ve bir kisinin Alevi oldugunu... CHP üyesinin 4 Filistinli gerillayla beraber uzun ve kisa menzilli silahlarla yakalandigini belirten haber, bu kanatimizi dogrular mahiyettedir... Sivas’ta olaylar öncesi Egitim Enstitüsüne asiri komünist militanlarin getirilip yerlestirildiklerini... Alevi mahallelerin kiskirtici elemanler tarafindan bir üs olarak kullanildigini ve Sünni vatandaslarin üstünde saldirildigini’ belirtmistir.” Ortadogu (7. 9. 1978): “Sivas’ ta bayram kanli geçti.
“Bayram arefesinde Sivas’in Alibaba semtinde çocuk meselesinden çikan bir kavga, solcu provokatörlerin halkin içerisine katilarak kiskirtmasi ile bir anda mezhep kavgasina dönmüstür. Tas, sopa, biçak, demir çubuk ve tabancalarin kullanildigi çatismayi ilk anda emniyet kuvvetleri önleyememistir... Olay kisa zamanda bütün Sivas’ta yayilmis ve bu arada çatisan gruplar birçok isyerini tahrip ederek atese vermislerdir.” Cumhuriyet (4. 9. 1978): “Sivas Valisi Fikret Kozak, olaylarla ilgili olarak basina su bilgileri verdi: “Olaylar, Sünni ve Alevi yurttaslarin oturduklari Alibaba Mahallesinde çocuk kavgasindan çikmistir. Yasli bir kisi çocuklari ayirmaya gitmis. Ancak henüz bilinmeyen bir nedenle sag egilimli kisiler bu yasli adami ve bir olmasi nedeniyle kisa bir sürede sagcilarla solcular arasinda silahli çatisma seklini almistir. Buradaki çatismada iki kisi ölünce olaylar bu kez tüm kentte yayilmistir... “Olaylar sirasinda sagcilarin sehirde terör yarattiklari ve Alibaba Mahallesi’nde bazi evlere benzin dökerek atese verdikleri görülmüstür. ‘Kanimiz aksa da zafer Islamin’ diye bagiran ve yüzlerine mendiller baglayan sagci gruplar, demir çubuk ve sopalarla çarsi içinde ve bazi ana caddelerde bulunan dükkanlarin tümünü, Bankalar Caddesi, Posta ve Kepenek Caddesi’ndeki dükkanlarin büyük bir bölümü tahrip etmistir. Olaylar sirasinda polisin yeterli kiskirtmalarda bulunduklarini belirtmistir... ... AA’nin haberine göre emniyet yetkilileri bazi sag çevreleri bir süreden tahriklemre hazirnlandiklarini dünkü olaylarda Aleviler camilere saldiriyor seklinde bir söylentinin rol oynadigini söylemislerdir. Bu arada bazi kisiler de bu söylentiyi yaymak için mahalle mahalle dolasarak halki tahrik etmislerdir.” c) Cinayetlerin Bilançosu

1974-1980 Yillari arasinda Sivas’ta islenen siyasi cinayetler:
•Hüseyin ESEN (Ögretmen) 15.05.1974 Sol
•Abdullah CAHUD (Savci) 06.12.1975
•Sinan SAVAS (Ögrenci) 11.01.1976 Sag
•Hasan ULUBAS (Ögrenci) 11.09.1977 Sag
•Fikret ÇAGAN (Bakkal) 07.06.1978 Sol
•Gülsüm KEKLIK (Ev Hanimi)04.09.1978 Sivas Olaylari
•Vedat KANIT (Çocuk) 04.09.1978 Sivas Olaylari
•Bektas GÖKDEMIR 04.09.1978 Sivas Olaylari
•Gülizar BORA (Ev Hanimi) 04.09.1978 Sivas Olaylari
•Musa OGUZ 04.09.1978 Sag Sivas Olaylari
•Bünyamin YILMAZ 04.09.1978 Sag Sivas Olaylari
•Musa KALE 04.09.1978 Sag Sivas Olaylari
•Muhittin AKBAY 04.09.1978 Sag Sivas Olaylari
•Ahmet GÖNENÇ (Ögrenci) 04.09.1978 Sag Sivas Olaylari •Ömer AKSAK 04.09.1978 Sag Sivas Olaylari
•Ruhi ÖZVAR (Ögrenci) 04.09.1978 Sol Sivas Olaylari
•Ali ILERI (Ögrenci) 04.09.1978 Sol Sivas Olaylari


3. 2 Temmuz 1993 Katliami


a) Pir Sultan Abdal Senlikleri
Pir Sultan Abdal, Sivas Yildizeli Ilçesi’ne bagli Banaz Köyü’nde yasamistir. Halkin diliyle ve saziyla halk kültürünü yayginlastiran ve yasatan bir ozandir. Osmanli yönetiminin baski, katliam ve soygununa karsi çikarak halki örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özellikleri ve ugraslari nedeniyle Osmanli yönetiminin simseklerini üstünde toplamis; sonuçta Sivas’ta asilmistir. Osmanli yönetimi, Pir Sultan Abdal’i asmakla da yetinmemis, deyislerini, siirlerini de yasaklamistir. Tüm baski ve yasaklara karsin, halk, Pir Sultan Abdal’i unutmamis; 400 yildan beri deyislerini, siirlerini sözlü olarak kusaktan kusaga aktararak bugünlere getirmistir. Banaz Halki, kendi öncüsü ve piri olan Pir Sultan Abdal’in ilkelerini ve kültürünü örgütlü olarak yasatmayi amaçlar. 1976’da Banaz Köyü’nde “Pir Sultan Abdal” adiyla bir dernek kurulur. Dernegin öncülügünde ve yöre halkinin katkilari ve katilimiyla her yil Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmektedir. Ayrica Yildiz Dagi’na bakan tepenin üstüne, 8 metre boyunda tunç kaplamali bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptirilir. Ne var ki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yöneticileri, diger dernekler gibi bu dernegi de kapatirlar. Sevenleri, Pir Sultan Abdal’i yasatmaya kararlidir. 1988’de Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi’ni kurulur. Eskiden oldugu gibi, Banaz Köyü’nde her yil Pir Sultan Abdal Etkinlikleri düzenlenmeye de baslanir. 1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindigi gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlisi olan herkese mal olmus bir simgedir. Pir Sultan’in bu özelliginden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlisi kesimlerin temsilcileriyle ortaklasa yapma karari alir ve bu amaçla, çesitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçilara çagri yaparlar. Çagri mektubu söyledir: “Sayin Baskan ve Yönetim Kurulunun Degerli Üyeleri;
“Önce bir hususun altini sevinerek çizmek gerekiyor. Hepimizin mutlulukla izledigi bir örgütlenme sürecini birlikte yasiyoruz. Bu süreci baslatma sansinin bizlere ve bizim kusaklarimiza nasip olmasi, kuskusuz ayri bir onur nedeni olarak kabul edilmelidir. Tarih, ulusumuzun ve yasamsal donanimimiz olan kültürümüzün asimile edilerek Araplastirilmasina ve sonuç olarak da yok edilmesine karsi gösterilen direncin örnekleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi kuskusuz Atatürk'ün uluslasma, laiklesme ve çagdaslasma çabalaridir. Bunun yaninda Alevi yurttaslarin Osmanli ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericilige, din devletine, dinin siyasete ve kisisel çikarlara alet edilmesine karsi verdigi mücadelenin sayisiz örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadir. Bunlardan en çarpici örnek de PIR SULTAN ABDAL'dir. “Çagdas ve ilerici bir yaklasim örgütlülügün önemli bir kilometretasi olan dernek ve vakiflarimizin giderek amacina daha uygun islevleri üstlenecegine inancimiz tamdir. Evrensel yanlari bugüne dek fazla yansimayan Alevi kültür ve folklorunun, ulusumuzun tümüne ve insanliga kazandirilmasi konusundaki çabalarimizi tarih kuskusuz tespit edecek ve degerlendirecektir. “Canlar,
“Bilindigi gibi, Kültür Bakanligi güzel Anadolumuzun evrensel isimleri adina kültür senlikleri düzenliyor. Ancak siyasi iktidarin bu kapsamda ünlü düsünür Haci Bektas Veli adina düzenlenen senliklerde Alevi felsefesinin özünü saptirmaya çalistigini, onu siyasi araç yaptigini hepimiz üzülerek izliyoruz. Bunun en somut ve çarpici örnegi, ANAP döneminin Ülkücü Kültür Bakani Namik Kemal Zeybek'tir. Zeybek'in o ünlü konusmasinda, Haci Bektas Veli'nin Ahmet Yesevi tarikatina bagli oldugunu, ondan feyz aldigini kanitlamak için büyük çaba sarfetigi hâlâ hatirlardadir. “Haci Bektas Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adina düzenlenen senlikler, bizler için mihenk taslaridir. Bu senlikler, Anadolu kültürünün gün isigina çiktigi, yasadigi, ete kemige büründügü, renklendigi, insanlari etkiledigi ve kitlesellestirdigi devinimlerdir. Bu senliklerin siyasi amaçla kullanilmasina asla izin vermemeli, onlara sahip çikmali ve özünün korunmasina gerekli özeni göstermeliyiz. Bunu saglamak için de ev sahipligini biz yapmaliyiz, senlikleri bizler yönetmeliyiz. “Pir Sultan Abdal Kültür Senlikleri'ne sürekli evsahipligi yapan dernegimizin Yönetim Kurulu, yukarida bilgilerinize sunulan özet görüslerden yola çikarak, farkli bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipligini de bölüsmek istemektedir. Bu senliklerde kültürümüz, en anlamli sekilde ortaya konmali, bizler tarafindan dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalidir. Basinin, TV'nin senlikleri takip etmesi saglanmali ve bu yoldan senlige katilamayan yurttaslarimiza da ulasilmalidir. Laiklik ve demokrasi konusundaki çabalarimizin kitlesellige dönüsmesine ve kamuoyuna mal olmasina bu senlikler büyük katki saglamalidir. Bu nedenle yazimiz ekinde sunulan Senlik Programi'nda siralanan etkinliklerin, dernek ve vakiflarimiz arasinda paylastirilmasi düsünülmektedir. Örnegin; bir kurulusumuz semah ekibi ile katilarak katkida bulunacaksa, bir baska kurulusumuz gazetecileri, panelistleri, sanatçilari veya TV ekibini götürmeyi, bunlara araç saglamayi, konaklama için yer ayirmayi vb... görevleri üstlenerek katilabilirler. “Sevgili Canlar;
“Bu mektubumuz yurtiçi ve yurtdisinda olmak üzere yaklasik olarak elli kuruma gönderilecektir. Pek dogal olarak, özellikle yurtdisindaki kuruluslarimizin organizasyon içerisinde aktif bir görev almalari ve yerine getirmeleri çok zor görünmektedir. Bu kuruluslarimizdan bütçeleri ölçüsünde, sembolik de olsa bu organisazyona katki bekledigimizi belirtmek istiyoruz. Ancak bu kuruluslarimizin yönetici ve üyeleri, tatillerini senlik tarihine denk getirir ve konugumuz olurlarsa, hem senligimizi onurlandirirlar, hem de bizi mutlu kilarlar. Senlik düzenlenmesine aktif veya maddi olarak katkida bulunacak kuruluslar, uygun görecekleri bir ismi de tespit ederek Senlik Komitesi'ne önereceklerdir. “Pir Sultan Abdal Kültür Senlikleri'ne maddi veya manevi olarak katilmayi düsünenlerin ve “Senlik Komitesi Üyeleri’nin isimleri, dergimizin 7. sayisinda ilan edilecektir. “Önerilerimize olumlu yaklasim gösteren kuruluslarimizin degisiklik öneri veya düsünceleri varsa, onlari en geç 15 Mayis 1993 tarihine kadar bize bildirmelerini rica ederiz. 22. 04. 1993 Saygilarimizla...
Riza AYDOGMUS Murtaza DEMIR
Gen. Bsk. Yrd. Genel Baskan “ 3
Dernegin çagrisina çok sayida örgüt, yüzlerce yazar, ozan, sanatçi, semah ve tiyatro ekibi olumlu yanit verdi. Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi’nin yöneticileri, Kültür Bakanligi’nin ve Sivas Valiliginin katkilarini da istemislerdir. Kültür Bakanligi ve Sivas Valiligi, bu istemi olumlu karsilar ve mali katki yaninda, konaklama ve agirlama konusunda da katkida bulunulacagi bildirilir. Hatta, Sivas üst Düzenleme Kurulunda, Kültür Bakanligi Sivas Il Müdürü Mehmet Talay da yer alir. 30 Haziran 1993 aksami, ozanlar, yazarlar ve sanatçilardan olusan yüzlerce kisi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halki, konuklarini coskuyla karsilar. 1 Temmuz gününün programi oldukça yogundur. Sivas Kültür Merkezi’nin konferans salonu tiklim tiklim dolmustur. Izleyicilerin çogunlugu ayaktadir. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da disarida kalmistir. Saygi durusundan sonra, PSAKD’nin Genel Baskani Murtaza Demir bir açis konusmasi yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konusmasindan sonra Yazar Aziz Nesin konusur. Daha sonra sahneye gelen halk oyunlari ekibi salonu costurur. Ögleden sonra Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotograf sergilerinin açilisi yapilir. Yazarlarin imza masalarinin önündeki okuyucular onlarca metrelik kuyruklar olusturmustur. Halkla yazarlar ve sanatçilar bir aile gibi kaynasmislardir. Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çaglarin Pir Sultanlarindan Günümüz Pir Sultanlarina“ basligiyla düzenlenen panel basladi. Yazar - Gazeteci Sami Karaören’in yönettigi panele, Asim Bezirci, Prof. Dr. Afsar Timuçin, Aydin Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katildilar. Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkin ilgisi ve coskusuyla noktalandi. Etkinlikleri izleyen Sivaslilar, kent disindan gelenleri evlerine konuk etme yarisina girmislerdir. Konuklarin bir kismi evlere dagilirken, bir kisim konuk da otellerde kalmayi yeglemistir. 2 Temmuz günü programi saat 10.00’da basladi. Senlik ekipleri, bir gün önceki yogun çalismanin yorgunluguna aldirmadan, günün etkinliklerinin daha basarili ve coskulu geçmesi için hazirliklarini tamamlamaya çalisiyorlardi.Buruciye Medresesi’ndeki fotograf ve kitap sergilerine gösterilen ilgi ayni yogunlukta sürüyordu. Salonun açilisindan çok önce gelmis insanlar, ellerindeki kitaplari imzalatmak ve degerli yazarlarla sohbet edebilmek için heyecanla beklesiyordu. Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sag’in dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapilacakti. Hasan Uysal’in yönetecegi panele, Sami Karaören, Raif Türk, Sükrü Günbulut, Mustafa Yalçiner ve Soner Dogan da panelist olarak katilacakti. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu. Bu çalismalar sürdürülürken, bazi cami önlerinde ve yakinlarinda birtakim gruplasmalar görüldügü ve bir saldiri olabilecegi haberi fisilti halinde yayiliyordu. b) Saldiri Basliyor
PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldiri, anlik bir tepkinin ürünü degildir. Bu saldirinin planli bir hazirlik süreci sonrasi baslatildigi olaylardan sonra ortaya çikmistir. Irkçi-seriatçi örgütler, Malatya, Kahramanmaras, Elazig, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarini Sivas’a tasimislar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakiflarin yurtlarinda konuk edilmislerdir. Bu hazirliklara ek olarak Sivas halkinin dini duygularini tahrik amaciyla bildiri dagitilmis ve camilerde dar kadrolu toplantilar yapilmistir. Saldiri ve katliamdan iki gün önce dagitilan bildirilerden biri söyle:
“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
“Bismillâhirrahmânirrahim
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarindan ileridir. Onun hanimlari da mü’minlerin analaridir.” (Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarindan daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’in beytine (Kâbe’ye) ve kitab’i Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarina saldirilmaktadir. “Dünyanin bazi bölgelerinde seytan ve onun yandaslari olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes degerlerimize dil uzatmaktadirlar. Bunun basini ise satilmis, mürted Salman Rüsdi köpegi çekmektedir. “Bu seytanî oyunlara karsi, izzetli ve duyarli Müslümanlar yigitçe mücadele ortaya koyarak, bu ugurda canlarini feda etmekten çekinmemislerdir. “Bu igrenç oyunlarin bir uzantisi olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüsdi’nin figüranligina soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü usagi Aziz Nesin, ayni sekilde, Kur’an’in korunmusluguna dil uzatmis, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatini (hâsâ) bir genelev ortamina benzetmis ve ümmetin analari olan hanimlarina (hâsâ) fahise deme cür’etinde bulunmustur. Bu olay, dünyanin degisik yerlerinde kâfir devletler tarafindan dahi kabul görmezken, basimina müsaade edilmezken, ne yazik ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafindan yayimlanmasina izin verilmis, ayrica bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarmasi tarafindan coplanmis, kursunlanmis, bir kismi da hapishanelere atilmistir. “Salman Rüsdi köpegi Müslümanlar’in çok az oldugu kâfir bir ülkede korkudan sokaga çikmaya bile cesaret edemezken, onun yerli usagi Aziz Nesin köpegi, yaninda kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, sehrimiz Valisi tarafindan davet edilip, sehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir.

“Kâfirler sunu iyi bilmeli ki:
“Islâmin Peygamberi’ni ve kitab’in izzetini korumak için, bu ugurda verilecek canlarimiz vardir.
“Gün, Müslümanligimizin geregini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’in vahyi Kur’an-i Kerim’e, Allah’in meleklerine, Allah’in Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabina yöneltilen çirkin küfürlerin hesabinin sorulmasi günüdür. “‘Iman edenler, Allah yolunda savasirlar. Kâfirler de tagut yolunda savasirlar. O halde seytanin dostlariyla savasin. Çünkü seytanin hilesi zayiftir.’ (Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, süphesiz ki Allah taraftari olanlardir.
MÜSLÜMANLAR” 4


Saldiri ve katliam gecesi 1 Temmuz aksami da baska bir bildiri evlere dagitilir:
“Halkimiza Çagri;
“Müslüman halkin yasadigi bu ülkede, Islam için binlerce sehit verilmis bu topraklarda, bir kesim tarafindan, ‘basin özgürlügü, düsünce hürriyeti’ adi altinda, Müslümanlar’in kutsal degerlerine sözlü veya yazili olarak kimse saldiramaz. “Biz Müslümanlar, canimiz pahasina da olsa, bu degerlerimizi korumakta kararliyiz.
“Müslüman halkimizdan bu konularda duyarli olup, Islam’in deger yargilarini alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasina olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karsisinda susuldugunda, yarin mahserde Allah’a nasil hesap verecegimizi düsünmelerini istiyoruz. “ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun esleri, onlarin anneleridir...’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesaplari varsa, Allah’in da bir hesabi vardir. Allah hesabi çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30)
“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktir.’ (Saff Suresi , Ayet:8)
“Not: Bu yaziyi okuyan, Allah rizasi için çogaltarak dagitsin.
MÜSLÜMANLAR” 5

Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sag egilimli yerel basinda (Hürdogan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halki tahrik edici basliklarla bezenmis haberler çikmisti. Tertipçiler, saldiriya geçmek için kosullarin yeterince olgunlastigi kanaatine varirlar. 2 Temmuz günü, camiler tiklim tiklim dolar. Bazi saldirganlar cuma namazini tam bitmemis olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yari birakilmis namazlarini tamamlamak için sagina, soluna selam vererek kosuyorlardi. 2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldiri baslatildi. Degisik camilerden akin akin insan, senlik yapilan Kültür Merkezinin önünde toplandilar; tas ve sopalarla Kültür Merkezine saldirdilar. “Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yikilacak, Seriat gelecek, batil zail olacak“ sloganlari atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kisinin üzerine saldirir. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanlarin direnisleriyle karsilasan ve sayica görece az olan saldirganlar, geri çekilmek zorunda kalir. Saldirganlara sürekli olarak yeni katilimlar olmaktadir. Çesitli camilerden çikanlar, kosarak saldirganlara katilmaktadir. Kalabalik gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldirirlar. Izleyiciler ve görevliler bir yandan saldiriya karsi barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanlari bosaltmaya ve arabalarla baska yerlere göndermeye çalisiyorlardi. Olay yerinde yeteri sayida güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldiriyi engelleyecek güçte degillerdi. Kültür Merkezi’nin camlari, kapilari ve pencereleri yerle bir edilmisti. Nihayet, Kültür Merkezi bosaltildi ve saldiriya ugrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katilimlarla saldirganlarin sayisi onbine yaklasmisti. Gözlerini kan bürümüstü ve dislerini gicirdatarak parçalayarak insan ariyorlardi. Saldirgan kitle, istegine ulasamamanin verdigi hirsla Kültür Merkezi’nden Valilige yöneldi. Valilik önünde toplanan binlerce saldirgan, “Serefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Seriat gelecek, zulüm bitecek, Yasasin seriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yasasin Hizbullah, kahrolsun laiklik, seriat isteriz...” sloganlariyla binayi tasa tuttular... Saldirganlarin bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanlari Heykeli”ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye basladilar. Bu arada, kimi saldirganlarin dislerini heykele geçirmeye çalistigi görülüyordu. Diger bir grup da, Kongre Müzesinin yaninda bulunan Atatürk heykeline saldirdi, yere düsürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye basladilar. Saldirganlarin sayisi giderek 15 bine yaklasmisti. Seriat istemlerini ve sloganlarini haykirarak etkinlik konuklarinin kaldigi Madimak Oteli’ne yöneldiler. Otelde, kent disindan gelmis ve çogunlugu yazar, ozan ve sanatçi yaklasik 150 kisi bulunuyordu. Saldiri üzerine, güvenligin daha kolay saglanacagi düsüncesiyle otele gelmis insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayida polis vardi ve saldirganlara, “Dagilin, yapmayin” demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardi. Otelde bulunanlar, tehlikenin ayirdinda idiler. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diger yetkilileri arayarak önlemlerin artirilmasini istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Basbakani, Basbakan Yardimcisini, Içisleri Bakani’ni, parti liderlerini ve milletvekillerini aradilar. Oteldekiler arasinda olan halk ozani, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sag da, telefon basindan ayrilmiyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’i, Istanbul eski belediye baskani Nurettin Sözen’ i arayarak saldirinin korkunçlugunu anlatiyor, bir an önce önlem alinmasini istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Basbakan Yardimcisi Erdal Inönü ve Çalisma Bakani Mehmet Mogoltay’la görüserek can güvenliklerinin saglanmasini istedi. Ulasilan her yetkili, “Korkmayin, her türlü önlem alinmistir” yanitini veriyorlardi. Saldirganlarin amacini sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Basbakani ve Içisleri Bakani’ni telefonla arayarak bilgi vermistir. Saldirinin giderek bir katliama dönüsecegini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatini hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden Içisleri Bakani’ni ve müstesarini arar, saldirinin artik bir katliama dönüsmekte oldugunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45’te Basbakani ve Içisleri Bakani’ni tekrar arar ve mutlaka yardim edilmesi gerektigini bildirir. Çevre illerden de yardim istenmektedir. Sivas Valisi’nin bunca çabalarinin ve görüsmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlügü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlügü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanligi’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmistir. Sivas Tugay Komutani 6 bin kisilik asker mevcudundan yalnizca 30-40 acemi er göndermistir. Askerler saldirganlarin arkasinda bir yerde nöbet tutarcasina bekletilir. Bir ara Tugay Komutani da olay yerine gelir ve saga sola bir göz attiktan sonra ayrilir. Otel’de bulunanlarin Ankara’daki yetkililerle yaptigi telefon görüsmeleri ve önlem istemleri de dikkate alinmamistir. Bu girisimler ve devletin duyarsizligi degerlendirildiginde saldirganlarin korundugu tartismasi gündeme gelmektedir. Madimak Oteli’ne siginmis yüzlerce kisi, pencerelerden saldirganlarin oteli yakmaya çalistigini izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldirganlar, can almadan ayrilmayacak gibidir. Karanlik çökmüs, elektrikler de kesilmistir. Saldirganlardan kimileri, otelin önündeki arabalari ters çevirerek atese vermekte, kimisi de bidonlarla benzin tasiyarak otelin içine atmaktadir. Alevler, otelin giris ve alt katlarini sarmaya baslamistir. Sivas Itfaiyesi gecikmeli de olsa yangin yerine gelmis, ancak saldirganlar itfaiyenin çalismasini engeller. Hortumlar kesilir, arabalarin lastiklerinin havasi bosaltilir. Yangin oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarilmayi bekleyenlerin umudu tükenmeye baslamistir. Artik ölümün çok yakininda olduklarini biliyor ve ondan kurtulmanin yollarini ariyorlardi. Yangin bütün oteli sarmistir. Cinnet halindeki kalabalik, ölüm haberlerini beklemektedir. Disarida gözlerini kan bürümüs katiller, otelden gelen yanmis insan eti kokusunu cigerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldiriyorlardi. 4 Temmuz günü, Sivas’in Madimak Oteli’nde 35 can yakilarak katledilmistir. 51 kisi de kendi olanaklariyla agir yaralarla kurtulabilmislerdir. Çatiya çikarak yardim isteyenler arasinda Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardi. Itfaiyenin merdivenli arabasi otele yaklasti. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazi belediye görevlileri saldiriya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden asagiya atildilar. Basindan yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardi. Yaralilar ambulansla degil polis arabalariyla Tip Fakültesi Hastanesine götürüldü.

c) Yasamini Yitirenler
Yasamini yitirenler:
1) Behçet Sefa AYSAN Sair - Ankara
sivas katliami 2) Yesim ÖZKAN Sanatçi - Ankara
3) Nurcan SAHIN Sanatçi - Ankara
4) Muhibe AKARSU Misafir - Ankara
5) Muhlis AKARSU Sanatçi - Ankara
6) Murat GÜNDÜZ Sanatçi - Ankara
7) Handan METIN Sanatçi - Ankara
8) Ahmet ÖZYURT Sanatçi - Ankara
9) Huriye ÖZKAN Sanatçi - Ankara
10) Inci TÜRK Sanatçi - Ankara
11) Özlem SAHIN Sanatçi - Ankara
12) Yasemin SIVRI Sanatçi - Ankara
13) Asuman SIVRI Sanatçi - Ankara
14) Ugur KAYNAR Sair - Ankara
15) Sehergül ATES Sanatçi - Ankara
16) Gülender AKÇA Sanatçi - Ankara
17) Gülsün KARABABA Sanatçi - Ankara
18) Mehmet ATAY Sanatçi - Ankara
19) Hasret GÜLTEKIN Sanatçi - Sivas
20) Serkan DOGAN Sanatçi - Ankara
21) Muammer ÇIÇEK Sanatçi - Tokat
22) Belkis ÇAKIR Sanatçi - Ankara
23) Asaf KOÇAK Karikatürist - Ankara
24) Edibe SULARI (AGBABA) Misafir - Isviçre
25) Menekse KAYA Sanatçi - Ankara
26) Koray KAYA Çoçuk - Ankara
27) Serpil ÇANIK Sanatçi - Ankara
28) Erdal AYRANCI Yönetmen - Ankara
29) Asim BEZIRCI Yazar - Ankara
30) Sait METIN Sanatçi - Ankara
31) Carina (Cuanna) THUIJS Misafir - Hollanda
32) Nesimi ÇIMEN Sanatçi - Istanbul
33) Metin ALTIOK Sair, Yazar - Ankara

Yaralananlar:
1) Aziz NESIN
2) Lütfiye AYDIN
3) Cafer Can AYDIN
4) Aydogan YAVASLI
5) Melahat YAVASLI
6) Kamber ÇAKIR
7) Lütfi KALELI
8) Serdar DOGAN
9) Gülay SAHIN
10) Makbule ÇIMEN
11) Nuray ÖZKAN
12) Bülent DAYLASLI
13) Faruk DAYLASLI
14) Bedia ATMACA
15) Sadiye TANIS
16) Inci SENER
17) Nevzat ÇIGDAMLI
18) Ünal ALTUNAY
19) Ali UYGUR
20) Hasan YILDIRIM
21) A. Turan ONAK
22) Mustafa KAYA
23) Erdal KOÇ
24) Rukiye GÜLER
25) Adem SAHIN
26) Ercan DEVELI
27) Oktay SAMUR
28) Kadir ARDIÇ
29) Ahmet BAYRAM
30) Faruk YALÇIN
31) H.Ibrahim DARBIÇER
32) Ahmet YAPAR
33) Saban YILMAZ
34)Selahattin ÖZASLAN
35) Nurettin DARIKA
36) Sabri KANGAL
37) Birsen GÜNDÜZ
38) Mustafa GÖKTEKIN
39) Turan KESER
40) Erkan KILIÇ
41) Sükrü GÜLMEZ
42) Bilal KALE
43) Ali SERTAS
44) Çigdem GÜLHAN
45) Mecit ÜNAL
46) Hidayet ÖZDEN
47) Solmaz YILMAZ
48) Zülali BILGIN
49) Seyit INAT
50) Ersin GÜREN
51) Salim CEBENAY

Otelden yara almadan kurtulanlar
1) Arif SAG 21) Neval OGAN
2) Yildiz SAG 22) Tuncay YILMAZ
3) Murtaza DEMIR 23) Demet ISIK
4) Ali ÇAGAN 24) Elif DUMANLI
5) Haydar ÜNAL 25) Murat KILIÇ
6) Yüksel YILDIRIM 26) Iclal KARAKUS
7) Ali BALKIZ 27) Ertan KARTAL
8) Ali BASTUG 28) Ali Riza KOÇYIGIT
9) Ali DOGAN 29) Mustafa TÜRKAN
10) Ayben KOP 30) Riza AYDOGMUS
11) Ali YÜCE 31) Mehmet AYDOGMUS
12) Nimet YÜCE 32) Deniz HUNAR
13) Celal YILDIZ 33) Ferhun ATES
14) Nurhan METIN 34) Cevat GERAY
15) Cem CELASUN 35) Gülsen GERAY
16) Zerrin TASPINAR 36) Olgun SENSOY
17) Mehtap YÜCEL 37) Nuray ÖZKAN
18) Hülya KADEROGLU 38) Cevat ÜSTÜN
19) Battal PEHLIVAN 39) Hidayet KARAKUS
20) Türkân PEHLIVAN 40) I. Cem ERSEVEN
Yaralanan polisler:
1) Dogukan ÖNER Il Emniyet Müdürü
2) Rahim ÇALISKAN Emniyet Müd. Yrd.
3) Mustafa UZUN Sube Müdürü
4) Yasar TEMEL Baskomiser
5) Ibrahim KURSUN Komiser
6) Sönmez KAYIS Polis Memuru
7) Ramazan KARATAS Polis Memuru
8) Bülent DAMLACI Polis Memuru
9) Nevzat GÜNDOGDU Polis Memuru
10) Ersoy KARA Polis Memuru
11) Saban AKIN Polis Memuru
12) Salim SEN Polis Memuru
13) Hüseyin YÜKSEL Polis Memuru
14) Sebahattin DINÇ Polis Memuru
(Kaynak: Sivas Kitabi, Edebiyatçilar Dernegi Yayini, s.335-37)6


d) Devlet yetkilileri ne dedi?
Sivas’ta eli sopali, tasli, zincirli onbini askin saldirgan, insan avindaydi. Korkunç durum, Basbakana, Içisleri Bakani’na defalarca bildirildigi halde herhangi bir yardim gelmedi ve önlem alinmadi. 35 insan yakilarak feci sekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaskani Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karsi karsiya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyariyordu. Cumhurbaskaninin “halk”tan kastettigi oteli kusatan saldirgan kalabalikti. Gerçi Süleyman Demirel, politik yasama kazandirdigi, “Bana sagcilar suç isliyor dedirtemezsiniz” seklindeki veciz sözü ile tarafini çoktan açiklamisti. Basbakan Tansu Çiller ise, “Çok sükür, otel disindaki halkimiz bir zarar görmemistir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptigi bir konusmada da Van’da yakilan bir oteli, Sivas’takiyle karistirmis ve “Bir vatandas, sigortadan para almak için sigortali oteli yakmistir” demisti. Bir basbakan, ülke sorunlarina ve toplumsal gelismelere bu denli duyarsiz olabiliyordu. Ülkenin iç asayisinden sorumlu bir yetkilisi, Içisleri Bakani Mehmet Gazioglu, otele yapilan saldiriyi, “Aziz Nesin’in halkin inançlarina karsi bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermistir” seklinde yorumlayarak saldirganlari mazur göstermistir. Devlet yetkililerinin açikça taraf tutmalari, güvenlik güçlerinin ilk sorusturmasini da etkilemistir. Saldiri öncesinde, sirasinda ve sonrasinda yeterince önlem alinmadigindan insanlar yakilmis, saldirgan katiller ellerini kolllarini sallayarak kent disina çikmis ve izlerini kaybettirmislerdir. 10-15 bin saldirgandan ancak 35 kisi, katliamdan bir gün sonra gözaltina alinmistir. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltina alinanlarin sayisi daha sonra 190’a çikarildi. Gözaltina alinanlar hakkinda Toplanti ve Gösteri Yürüyüsleri Yasasina muhalafetten dolayi sorusturma baslatilmis, fezlekeler bu dogrultuda hazirlanarak Cumhuriyet Savciligi’na sevkedilmislerdir. Sorusturmanin bu yetersiz çerçevede kalmasi sonucu, 190 kisiden 124’ü tutuklanmis, geri kalanlar serbest birakilmislardir. Olay, rejime yönelik ve arkasinda irkçi-seriatçi örgütlerin bulundugu siyasal bir gelisme seklinde ele alinmadi. Hukuki süreç bu yönde isletilmedi. Böylece, 35 kisinin katledilmesine, 60 kisinin agir yaralanmasina, onlarca arabanin yakilmasina neden olan katliamin düzenleyicileri olan irkçi-seriatçi örgütler ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çikarilmadi. e) Sivas Valiliginin Raporu
Sivas Valisi Ahmet KARABILGIN, katliamla ilgili olarak hazirladigi bir raporu Içisleri Bakanligina sunar:
I. Olay Öncesi Istihbarat
01. 07. 1993 Persembe günü, Il Merkezinde baslayacak olan ve aralarinda Aziz NESIN’in bulundugu birçok yazar ve sanatçinin katilacagi 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni protesto etmek amaciyla, 30. 06. 1993 günü ‘gizli’ olarak, ‘Ek - 1’de sunulan bildiri dagitilmistir. Konunun hassasiyetinden dolayi, etkinlik programi ve Aziz Nesin aleyhindeki bildiri Emniyet Müdürlügü’ne faksla iletilmistir.
II. Olayin Baslangici ve Seyri
2 Temmuz 1993 Cuma

- Pasa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafindan, Pasa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazindan çikan 500-1000 kadar kisiden olusan grubun dört koldan Hükümet Konagi’na dogru ilerledikleri bildirilmistir. (13.30)
- Hükümet Meydani gerisinde olusturulan polis barikatini asan yaklasik 2 bin kisi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer Islam’in”,”Seytan Aziz”,” Islamiyet’i ezdirmeyecegiz” vb. sloganlar atmislardir. (13.40)
- Sayilari yaklasik 3 bini bulan grup, Osmanpasa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarinda benzer sloganlari yinelemistir. (13.55)
- 3 bin 500 dolaylarinda gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmis ve içerdeki karsit grupla slogan mücadelesi baslamis, çatisma polis tarafindan önlenmistir. (14.10)
- Kültür Merkezi’nden ayrilan grubun sayisi, 4-5 bini bulmustur. (14.40)
- Grup, Buriciye Medresesi’ne gelmistir. (14.45)
- Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydani’na geçen 6 bin dolayindaki gösterici, ayni sloganlari tekrarlamislardir. (14.50)
- Grup, Hükümet Meydani’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelmistir. (15.00)
- Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydani’na gelinirken, sayi yaklasik 8-9 bini bulmustur. (15.10)
- Hükümet Meydani’ndan Istasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen aniti kismen tahrip etmis; Kültür Merkezi içindeki karsit grupla tasli sopali çatisma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanilarak önlenmistir. (15.30)
- Valilik tarafindan görevlendirilen Belediye Baskani, Kültür Merkezi önündeki toplulugu sakinlestirmek için bir konusma yapmistir. (15.48)
- Kültür Merkezi’nden Istasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydani’na ve Madimak Oteli civarina gelen yaklasik 10 bin kisilik gösterici grubu, slogan atmaya devam etmistir. (15.55)
- Madimak Oteli önünde toplanan yaklasik 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Baskani ve Büyük Birlik Partisi Ilçe Baskani birer konusma yapmislardir. (18.00)
- Belediye Itfaiye araçlari, Hükümet Meydani’na gelmistir. (18.30)
- Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajina konulmak amaciyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafindan Madimak Oteli önüne getirilmistir. (19.14)
- Madimak Oteli önündeki araçlar ve heykel atese verilmistir. (19.50)
- Otele yaklasmak isteyen itfaiye araçlarina, göstericiler yere yatarak engel olmuslardir. (20.00)
- Itfaiye, otele güçlükle yaklasabilmistir. (20.05)
- Yangin Otele de siçramistir. (20.10)
- Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangini söndürmeye baslamistir. (20.20)
- Hükümet Meydani’na gelen göstericiler, Hükümet Konagi’ni taslamaya ve slogan atmaya baslamislardir. (20.40)
- Güvenlik kuvvetleri havaya ates etmis ve göstericiler dagilmaya baslamistir. (20.50)
- Kalabalik, küçük gruplar halinde sehrin çesitli kesimlerine yayilmistir. (21.00)
- Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk Büstü tahrip edilmistir. (21.40)
- Sayin Içisleri Bakani Valilige gelerek, olaylarla ilgili bilgi almistir. (22.00)
- Valilikçe ilan edilen ”sokaga çikma yasagi” ile birlikte, güvenlik güçleri sehirde tam bir hâkimiyet saglamislardir. (23.00)

III. Olayin Nedeni
Olaylarin asil nedeni, dinsiz oldugunu birçok kez açiklayan yazar Aziz Nesin’i bahane eden irtica yanlisi ve devlet düsmani odaklarin, firsattan yararlanip, halki, issiz, güçsüz kisileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir. Olaylar, idarenin elinde olmayan, kanunsuz göstericiler karsisinda eldeki güvenlik güçlerinin kesin üstünlügünü imkansiz kilan bir gelisim seyretmistir. Gelismeler, dakika dakika hükümet yetkililerine ve üst düzey yöneticilere iletilmistir. Çesitli camilerden çikan ve normal bir kalabalik içinde küçük gruplar halinde degisik yönlerden gelen göstericiler, bir anda Hükümet Konagi önünde kanunsuz gösterilerine basladilar. 13.30 dolaylarinda baslayan bu ilk olay üzerine, derhal Emniyet ve Jandarma üsleri ile yaptigim haberlesmede, baslayan olaya karsi alinacak önlemler degerlendirilmeye ve uygulamaya sokulmustur. Olayin, ilk dakikalarinda yarattigi izlenim, toplanan kisilerin hemen dagilip gidecekleri seklinde olmustur. Toplulugun Hükümet Konagi önünden ayrilmayip slogan atmayi sürdürdükleri ve yere oturmaya basladiklari görüldügünde, isin ciddiyeti anlasilmis ve saat 13.45’te, yani olayin baslamasindan 15 dakika sonra, Tugay Komutani’ndan askeri güç talebinde bulunulmustur. 13.45’te baslayan ve araliklarla süren takviye kuvvet isteme talebine gecikerek karsilik verilmistir. Hazirlandigi bildirilen kirk kisilik ilk kuvvet, Hükümet Konagi önüne ancak saat 16.00 dolaylarinda ulasmistir. Saat 19.10’da Genelkurmay Baskani ile yaptigim telefon görüsmesine kadar, Tugay güçlerinin olay mahalline sevki mümkün olamamistir. Sayin Genelkurmay Baskani bu telefon görüsmesinde, Tugay’in tüm gücünün olaylara müdahale etmek üzere kullanilacagini bildirmistir. Saat 19.45’te, göstericiler kundaklanmis Madimak Oteli’ne girmek üzereyken, Tugay’in son gelen ek gücü, kosar adimla kalabaliga müdahale etmeye çalismis, ama kalabaligi yaramamistir. Tugay takviyesinin en son anda, saldirganlar otele girmek üzereyken ulasmakta oldugu, desifre edilecek Emniyet telsiz konusmalarindan, Emniyet Müdürü ile yaptigim haberlesmelerden de anlasilmaktadir. Bu kritik anda yanimda bulunan Il Jandarma Komutani’nin emri ile Jandarma timinin havaya ates açmasi, olaylarin daha vahim noktalara gitmesini önlemede etkin olmustur. IV. Son Degerlendirme
1. Kanunsuz bir toplum olayina dönüsecegi yönünde kesin bir belirti bulunmamasina ragmen her türlü güvenlik önleminin alindigi etkinliklerde fanatik bir grubun çikarttigi olayin, daha önceki yillarda yasanan ve tüm sehri kaplayan mezhepler arasi çatismaya dönüsmemesi, güvenlik güçlerinin halk üzerine ates edip olaylari daha da alevlendirmesi yanlisligina düsülmemesi yönünde her türlü duyarlilik gösterilmistir.
Keza ayni yaklasim, Sayin Basbakan’imiz ve Içisleri Bakani’mizla yaptigim telefon görüsmelerinde, ‘Gösteriler içindeki halkin, güvenlik güçlerinin ve saldiriya hedef olan misafirlerin hepsinin korunmasi zorunlulugu olmadikça kuvvete basvurulmamasi’ seklinde tekrar edilmis ve bu yönde talimatlar alinmistir.
2. Ilk anda kuvvete basvurup, grubun tüm sehre yayilmasi; olaylarin tüm sehri kaplamasi ve sayica yetersiz güvenlik güçlerinin sehre yayilan olaylar karsisinda iyice güçsüz bir duruma düsmesi ve olaylarin daha büyük facialara dönüsmesi sonuçlarini yaratabilirdi.
3. Çevre illerden gelen takviye güçler, 25-30 sayilari mertebesinde kalmis, Tugay’in tüm gücünün bir anda seferber edilmemesi de, mevcut güvenlik kadrosuna yeterli destegin zamaninda katilamamasi sonucunu dogurmustur.

V. Sonuç
Sonuç olarak, yasanan üzücü olayin öncesinde, olay sirasinda ve sonrasinda, eldeki tüm olanaklar ve güvenlik gücü kullanilmaya çalisilarak, ilimizde bulunan askeri birlik, 5. Piyade Er Egitim Tugay Komutanligi’ndan, Içisleri Bakanligi Sayin Müstesari’nin bilgisi altinda Kayseri ve Tokat illerinden; ilimiz Hafik, Yildizeli, Kangal, Sarkisla ve Zara Kaymakamlarindan takviye kuvvet zamaninda istenilmis, Sayin Basbakan’a, Sayin Içisleri Bakani’na, Sayin Içisleri Bakanligi Müstesari’na, uçak ve helikopterle takviye gönderilmesi talebi arz edilmistir. Yasanan bu üzücü olayda, Valiligimiz yasal ve idari her türlü çareye basvurmus, gerekli makamlarla haberlesme ve koordinasyon içinde bulunmustur. Dünyanin her yerinde, ülkemizin birçok yerlesim merkezinde de yapilmasi gereken en temel is, olaylari sinirlamak ve büyümesini engellemektir. Bu çerçevede Valiligimiz görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmistir. 7

f) Tahrik mi, Tertip mi?
Devletin Cumhurbaskani, Basbakan ve Bakan düzeyindeki yetkililerinin olaya yaklasimlari, yakilanlarin bunu sanki hak ettigi yolundadir. Saldirganlara yönelik herhangi bir tutum alinmasina karsi çikmakta, olayin tahrike bagli bir duyarlik oldugunu iddia etmektedirler. Böyle bir tutum, etkilerini göstermekte gecikmedi. Nitekim Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alinir. Katliam sorusturmasi, Aziz NESIN’in tahrikleri ekseninde yürütülür. Emniyet tahkikati bu yöndedir ve Savcilik da böyle bir yol tutturmustur. Cumhuriyet Savciligi sorusturmasinda, katliami planlayan ve baslatan örgütler üzerinde durulmamis; saldiri Aziz NESIN’in tahriklerine baglanmis ve iddianame, Toplanti ve Gösteri Yürüyüsleri Yasasina muhalefet temelinde hazirlanmistir. (Sivas Savcisinin hazirladigi iddianame: Hazirlik 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi) Ankara DGM Savcilarinin 1 Nolu DGM’ye sundugu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Senlikleri ve bu senliklere katilan, bir konusma da yapan, Aziz NESIN gibi dini inkâr etmekten öte, Islâm dinini küçültücü, asagilayici bir kitabi da nesrettiren, Türk halkina aptal demekten çekinmeyen kisilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmistir. 8 DGM Savcilari da, katliami planlayanlari ve baslatan örgütleri ortaya çikarmaktan yana olmamis ve olaylari Aziz NESIN’in tahrikine baglamislardir. Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararinda (E: 1993/106, K: 1994/190), saldiriyi ve katliami Aziz NESIN’in tahrikine baglayarak olaylarda bir örgüt aramanin gereksiz olduguna karar vermis, saniklarin cezasinda da dörtte bir oraninda indirim uygulamistir. Oysa saldirinin ve katliamin örgütlü olarak planlandigina dair tanik ifadeleri ve belgeler bulunmaktadir. Üstelik bunlarin tümü mahkemeye sunulmustur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” baslikli bir bildirinin dagitildigini belirtmistik. Senliklerin birinci gününün aksami, “Halkimiza Çagri” basligi tasiyan ikinci bir bildirinin dagitildigi da vurgulanmisti. Malatya Valisi, saldiridan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militaninin Malatya’dan Sivas’a geldigini, basina söylemistir. Yine daha önce aktardigimiz gibi, senliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sag basin organlari (Hürdogan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dagitilan bildirilerin içerigine uygun ve tahrik edici yazilar yayimlamislardir. Bu yazili kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurdugu Arastirma Komisyonuna ifade veren çesitli görevlilerin anlatimlari da ilginç bilgilerle yüklüdür. O günlerde Sivas Emniyet Müdürü olan Dogukan ÖNER: “... Bu Persembe günü de, Aziz NESIN Buriciye Medresesine gitmis, Buriciye Medresesinde ögleye kadar kitap imzalamis, o aksama kadar belirli yerlerde gezmis. O aksam çikip Madimak Oteli’ne gitmis. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi subemizin korumasiyla birlikte yaninda 8 kisi ile Madimak Oteli’nden çikmislar, Atatürk Caddesinden inmis asagiya; orada Sarayhan Restoranti var; Sarayhan Restorantina yaya gitmisler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak ayni ekiple o sekilde gitmisler. Yani ben sunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESIN’e yönelik olan bir hadise degildir. “... Bu iste kesin provokasyon vardir. Bu iste kesin disaridan gelme birtakim güçler vardir. Ilk defa camiye gittigim zaman o caminin ön tarafinda belirli birtakim gruplar vardi... Ben o gruplari Madimak önünde görmedim...” 9 Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayis Müdürü): “Heykel getirildi, toplulugun önüne atildi. Atilinca gerçekten insanlar artik çok çilginca hareket ediyorlardi. Disleriyle dahi isiranlari gördük, kafasini vuranlari gördük... Pasa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kisi pankart asti. Amerikan Bayragini yaktilar...” Millet Partisi Il Baskani: “Pasa Camisinde namaz bitmisti, bir kisim imami beklemeden namaz biter bitmez disarida bir gürültü patirdi oldu... Amerikan Bayraginin yakilisini bizzat gördüm. Pankarti da cami duvarinda asili olarak gördük.” Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odasi Baskani): “Öncelikle bu saldiri devlete karsi yapildi. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karsi yapildi. Belediye Baskani ‘Gazaniz mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.” Mehmet TALAY (Kültür Bakanligi Sivas Il Müdürü): “Aziz NESIN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESIN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmisti. Sonra Aziz NESIN’in konustugu gün Persembe günü, olaylar 24 saat sonra çikiyor. Tepki olarak olsaydi ayni gün tepki olurdu...” Sakir SEKER (ANAP Il Baskani): ”Caminin içinden insanlar çikmaya basladigi anda, 20 veya 25 kisilik namazla hiç alakasi olmayan ve namaz kilmayan bir grup, bahçede namaz kilan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasindan da bir Amerikan Bayragi atese verilir...” 10 Yine kamu taniklarindan Emniyet görevlileri Izzet KARADAG, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazim GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazirlik ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldirinin ve katliamin organizeli oldugunu belirtmislerdir. 11 Belgelerden ve taniklarin anlatimlarindan anlasildigi gibi, Sivas katliami tahrik sonucu degil, örgütlü ve planli hazirliklarin sonunda gerçeklesmistir.

g) Yargi Süreci
Katliamdan birkaç gün sonra sorusturma baslatilmistir. Sorusturma ve yargilamanin gelisimi söyledir:
1) Sivas C. Bassavciligi, 2911 sayili Toplanti ve Gösteri Yürüyüsleri Yasasina muhalefetten dolayi bazi kisiler hakkinda sorusturma baslatir ve Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davasi açar. Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi de 23. 08. 1993 gün, 1993/302 Esas, 1993/315 karariyla, kamu güvenligi yönünden davayi Ankara Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1185 E. Karariyla dava Ankara DGM’ye gönderilir.
2) Sivas C. Bassavciligi, ayrica 22. 07. 1993 gün ve 1993/2212 Hz. Sayili iddianamesiyle Sivas Agir Ceza Mahkemesi’nde dava açar. Mahkeme de kamu güvenligi nedeniyle dava dosyasini Ankara Agir Ceza Mahkemesi’ne gönderir. Ankara 3. Agir Ceza Mahkemesi de, olusumunun DGM’yi ilgilendirdigi gerekçesiyle 11. 10. 1993 gün, 1993/169 E., 1993/150 sayili karariyla davayi Ankara DGM’ye gönderir.
3) Sivas Ili, Kayseri DGM kapsamindadir. Bu yüzden, Kayseri DGM Savciligi da sorusturma baslatir. Sonra 25. 08. 1993 gün, 1993/175 Esas, 1993/197 sayili karariyla davayi kamu düzeni bakimindan Ankara DGM’ye gönderir.
4) Ankara DGM, kendisine gönderilen dava dosyalari hakkinda 27. 10. 1993 tarih ve 1993/129 Esas, 1993/109 sayili karariyla görevsizlik karari verir. Böylece Mahkemeler arasinda uyusmazlik sonucu dava dosyasi Yargitay’a gider. Yargitay 16. Ceza Dairesi de 08. 11. 1993 gün ve 1993/11824 Esas, 1993/11804 sayili karariyla Ankara DGM’nin yetkili olduguna karar verir.
5) Ankara DGM, gerek Asliye Cezada açilan davalarin dosyasini, gerekse Agir Ceza Mahkemesi’nde açilan dosyayi 1993/106 Esas karariyla birlestirir. Sonuçta dava, Ankara 1 nolu DGM’de açilmistir.
Görüldügü gibi, saldiri ve katliam sirasinda Emniyet, suçlulari yakalamada oldukça pasif kalmis; Sivas’in disindan gelen saldirganlar kolaylikla Sivas’i terketmislerdir. Sonradan gözaltina alinanlarin tümüne yakini Sivas’ta oturanlardir. Yargi sürecinde dava dosyasi, Kayseri DGM, Sivas, Ankara Asliye ve Agir Ceza Mahkemeleriyle, Ankara DGM ve Yargitay arasinda uzun süre dolastirilmistir. Böylece sicagi sicagina sorusturma baslatilmadigi gibi, suçlularin çogunlugu çoktan kayiplara karismislardir. 35 kisinin ölümüne, 60 kisinin yaralanmasina neden olan bu katliamin sorusturulmasina, yargilanmasina etki eden veya engellemeye çalisan gizli güçler mi vardir? Burasi tartisma konusu olmustur. Ama katliamin öncesi, sonrasi ve yargilama süresinde saldirganlarin korunduguna, basin ve kamuoyu tanik olmustur. Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliami söyle anlatilmaktadir:

“IDDIANAME:
02. 07. 1993 Cuma günü her yil oldugu gibi Banaz Köyü’nde yapilmakta oldugu söylenilen Pir Sultan Abdal Senlikleri’nin bu yil Sivas sehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açilisi nedeniyle Sivas il merkezinde yapilmis olmasi, toplantiya Islam dünyasinda tepki yaratan Seytan Ayetleri Kitabi’ni Türkiye’de de yayinlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamin dogmasina neden oldugu gözlenmistir. Sivas ilinde yasayan vatandaslarin bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayin gelecegi önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olaylari önlemede etkin bir çare olamayacagi açiktir...“Islam dünyasinda tepki yaratan ‘Seytan Ayetleri’ kitabinin Türkiye’de yayinlanmasini yürüten ve Türk toplumunda sergiledigi hareketleriyle hiç de iyi izlenim birakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal senligi) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Senlikleri’nin her yil Banaz Köyü’nde yapildigini düsünürsek, bu senligin Sivas Il Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasindaki bu olayi hazirlamistir.
“Iste 02. 07. 1993 gününün Cuma olmasi ve camilerden çikan halkin, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayin önlenmesi için yeterli tedbirin alinmamasi ve geciktirilmesi,
“Ayrica, fanatik toplulukça senlikten bir gün önce il merkezinde yayinlanan gazetelerde açiklamalar yapilmasi ve halki kiskirtan bildiriler dagitilmasi;
“Hele hele Aziz Nesin’in Islam Dini’ne karsi tutum ve davranislari ve açiklamalari;
“Kapali bir salonda düzenlenen toplantida terör örgütü militanlari için saygi durusunda bulunulmasi;
“Eylemin hazirlayici nedenleri arasinda sayilabilir.
Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu senlik neden Il Merkezi’nde yapilmistir, neden Cuma gününe rastlatilmistir, neden genelde halk tarafindan hareketleri hiç de hos karsilanmayan Aziz Nesin senlige davet edilmis, kendisine konusmalar yapma imkani taninmis, neden senlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanlari için saygi durusunda bulunulmustur?’ sorulari cevapsiz kalmaktadir.
“Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayali devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlügüne yönelik olusturulan yasa disi terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine seriat devlet düzeninin getirilmesine iliskin;
“... Çalismalari Sivas olayinda tahrik ve tesvik seklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi olusturulmustur. Olaydan bir gün önce sokaga dökülen Marksist-Leninist düzene dayali, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlügüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarinin katilmasiyla Sivas sokaklarinda yapilan yürüyüs ve Aziz NESIN’in konusmalari sergiledigi tavri, bir gün sonra meydana getirilecek olaylarin tahrikçisi olmustur...”
12 DGM savcilarinin iddianamelerinde, Pir Sultan Abdal Kültür Senlikleri ve bu senlige katilanlar “Dev-Sol, Dev-Genç, PKK” örgütleriyle baglantili olmakla suçlanmaktadir. Bu örgütlerin Sivas’ta yürüyüs yaptiklarindan sözedilmektedir. Oysa Sivas Valiliginin ve Emniyet Müdürlügünün raporlarinda böyle bir yürüyüs olmadigi belirtilmistir. Yine, katliami gerçeklestiren irkçi-seriatçi örgütlerden hiç söz edilmemistir. Katliamin nedenini Aziz NESIN’in tahrikine ve sol örgütlere baglayarak savcilarin, katliami yapanlardan yana tarafli oldugu görülmektedir.
Davanin ilk durusmasi, Ankara 1 nolu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapildi. Durusmayi izlemek üzere binlerce kisi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin gelis yollarini çevirmisti. Saldirganlarin yakinlarinin ve avukatlarinin disinda kimseyi Adliyeye yaklastirilmiyorlardi. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatlari içeri alinmadilar. Emniyet güçleri, durusmayi izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakinlarina acimisizca saldirdilar. Kadinlari saçlarindan tutarak yerlerde sürüklediler ve copladilar. Agza alinmayacak küfür ve hakaretler yapildi. Birçok kisi gözaltina alindi.
Ilk durusma böyle basladi. Yakinlarini kaybeden aileler ve müdahil avukatlari sonraki durusmalara katilma imkani buldular. Saniklar, her durusmada müdahil avukatlara ve yakinlarini kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardi. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.
Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmis fotograflari, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldirganlar, somut olarak görülüyordu.
Ancak mahkeme heyeti avukatlarin belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanin gelisimini, taniklarin ifadelerini basindan ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik karari alindi. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanli görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatlarin bu istemi de reddedildi.
Mahkemenin yanli tutumu karsisinda, müdahil avukatlar, yaptiklari bir açiklamayla durusmalara katilmama karari aldilar:
“...Seriat heveslilerinin, teokratik devlet özlemcilerinin yargilandigi ve Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarindan olan Sivas Olaylari Davasinin her yönüyle topluma, halkimiza açik olmasi gerekir. Müdahil vekileri olarak, gerekçesi ve nedenleri bile tutanaga yazilmamis olan ‘Gizlilik karari’nin sürmesini asla benimsemeyiz, yargilamanin kamuoyundaki inandiriciligina gölge düsmesine göz yummayi, halkin haber alma hakkinin tikanmasini içimize sindiremeyiz ve hukuka uygun bulmayiz.
“Bu nedenle meslektaslarimiz, müdahil müvekkillerin de isteklerini göz önünde bulundurarak; mahkemelerce verilmis bulunan ‘Gizlilik karari’ kaldirilincaya kadar, durusmalar halka açik olarak yapilincaya kadar, durusmalara girmeme ve mahkemeyi tarihi sorumlulugu ve hukuki yanlisligi ile bas basa birakma karari vermislerdir...”
13 Müdahil avukatlarin bu kararini desteklemek üzere, Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi Genel Merkezi de tüm subeleriyle açlik grevi kararini aldi.
14 Haziran 1994 günü baslayan ve18 Haziran aksami sona eren dört günlük açlik grevine, Dernegin 35 Subesinin tüm yönetim kadrosu katildi. Açlik grevi süresince 100 binin üstünde kisi ve kurum temsilcisi Dernegi ziyaret ederek destek verdiler. Buna ek olarak Ankara’da 200 bin bildiri dagitildi.
Bunca tepki ve uyariya karsin, mahkeme heyeti kararinda direnerek yargilamayi yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargilama 26. 12. 1994’te karara baglandi. Mahkemenin gerekçeli karari söyledir:
“Gerekçeli Karar: ...Sivas olaylarinin devlete ve laik düzene yönelik olmadigi, Aziz NESIN’in Seytan Ayetleri kitabini yayinlamasina duyulan öfke, kin ve nefretin olusturdugu tahrik sonucu ve Aziz NESIN’e yönelik bir eylem oldugu, kast edilen Aziz NESIN olmasina ragmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanin ölümü ile sonuçlanan bu olaylarin, laik-antilaik veya mezhep çatismasi olmadigi, sadece Islam dinince mukaddes sayilan degerlerin asagilanmasina tepki gösterildigi, Aziz NESIN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da ayni tepkiyi görebilecegi, dolayisiyla sahsa yönelik eylemin bir baska amaca çekilerek kamplasma ve kutuplasma yaratmasinin hukuki ve sosyal bir yarari olmadigi kanaatindeyiz.
“... Olaylarin müstekisi Aziz NESIN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayili kararnamesinde, yazari Salman RÜSDI olan ‘Seytan Ayetleri’ isimli kitabin Türkiye’ye sokulmasi ve dagitilmasini yasakladigi, Türkiye’de bu yasaga ragmen adi geçen kitabi Aydinlik Gazetesinde yayinladigi ve bu kitabin içerigi itibariyla Müslümanlarin Peygamberi ve eslerine karsi tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunmasi sebebiyle tüm Müslüman halki bu yayindan dolayi haksiz sekilde tahrik ettigi, böylece olaylarin çikmasinin müsebbibi bulundugu anlasildigindan, saniklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi geregince ¼ nisbetinde indirilecek... hapis cezasiyla ayri ayri cezalandirilmalarina...“ (Ankara 1 nolu DGM’nin Gerekçeli Karari, Sayfa: 461/465)
14 Böylece Sivas katliami davasinin 22 sanigi hakkinda 15’er yil, 3 sanigi hakkinda 10’ar yil, 54 sanigi hakkinda 3’er yil, 6 sanigi hakkinda 2’ser yil hapis cezasi, 37 sanigi hakkinda da beraat karari verildi.
DGM’nin kararinda katliami gerçeklestiren fasist (irkçi-seriatçi) örgütlerden söz edilmedigi gibi, katliam Cumhuriyete ve laiklige karsi bir eylem olarak da degerlendirilmemistir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmustu: Aziz NESIN. Üstelik bu hiç de yeni bir sey degildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarin sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcilar da, Sivas katliaminin örgütlü bir hareket olmadigini, Aziz NESIN’in tahrikiyle ortaya çikmis bir tepkinin sonucu oldugunu, olayin ilk gününde açiklamislardi.
Müdahil avukatlar, DGM’nin kararini tarafli, hukuka ve adalete aykiri olarak niteleyerek, ayrintili bir savunmayla temyiz ettiler. Yargitay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 karariyla, “Katliamin Cumhuriyete, Laiklige ve Demokrasiye yönelik oldugunu” belirterek DGM’nin kararini esastan bozdu.
Ankara 1 nolu DGM, Yargitay’in bozma kararina uyarak yargilamayi yeniden baslatti. Karar, 28. 11. 1997’de açiklandi. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararinda su ifadelere yer veriliyordu:
“... 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapilmis olan çesitli uyarilara ragmen dagilmayarak Hükümet Konaginin önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurdugu barikatin da zorlanip devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Serefsiz vali’, ‘Vali istifa’ seklinde, yürüyüsler ve toplanmalar sirasinda Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykiri biçimde ‘Seriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yikacagiz’, ‘Yasasin seriat, kahrolsun laiklik’, ‘Seriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarinin atilmasi, bir kisim isyeri, mesken ve araçlarin yakilmasi ‘Yak yak’ sloganlari altinda güvenlik görevlilerinin kurdugu barikatin cebir kullanilmak suretiyle açilip otelin yakilmasi suretiyle 35 kisinin öldürülmüs ve çok sayida kisi ve güvenlik görevlisinin yaralanmis bulunmasi ve nihayet Türk Inkilabinin temel taslarindan birisi olan Sivas Kongresinin imzalandigi ve sonradan müzeye dönüstürülmüs bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmis olmasi, olayda kullanilan cebir, bir kisim icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverisliginin ve Aziz NESIN’in düsünce ve davranislari bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldirilmasina yönelik bulundugunu tüm açikligi ile ortaya koymaktadir...” (Gerekçeli Karar, s. 65-67)
DGM’nin kararinda 33 saniga idam, digerlerine de muhtelif agir hapis cezalari verilmistir.
Mahkemenin karari taraflarca temyiz edilmistir Yargitay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdigi kararda hapis cezalari onaylanirken, 33 idam cezasi bazi usul noksanliklari nedeniyle bozulmustur. Dava bir kez daha DGM önündedir.